Evet, burada inanılmaz derin bir gerçeklik var. Karar vermenin insanı özgürleştiren ama bir yandan da tüm olasılıkları sonlandıran bir eylem olduğu çok net ifade edilmiş. Özellikle insan ilişkilerinde, bu durumun nasıl işlediğini hepimiz tecrübelerimizle hissediyoruz. Karar vermek, geçmişin yükünden kurtulmak olduğu kadar, geleceğe dair kurduğun hayalleri de bir çerçeveye oturtmak demek. Çünkü artık sen o “sonsuz ihtimaller denizi”nden birini seçmişsin, diğer yolları kapatmışsın.
Bu yüzden, karar vermek bir tür içsel barış sağlıyor. Çünkü geçmişe dönük sorgulamalar bitiyor; “Keşke şöyle yapsaydım” ya da “Ya farklı bir yol seçseydim” gibi düşünceler bir anlamda geçersiz hale geliyor. Geleceğe dair de artık yeni hayaller kurmuyor ya da belirsizliğin içinde kaybolmuyorsun. Karar, seni o anın içine çekiyor ve “şimdi”nin netliğini getiriyor.
Ama işte, bunu yapmak kolay değil. Çünkü karar verdiğimizde o hayalleri, o olasılıkları da bırakmak zorundayız ve bazen insan zihni o sonsuz ihtimallerin cazibesinden vazgeçmek istemiyor.