Kafamda o Shakespeare fikri vardı.
Yani orada şöyle der:
Var olmak mı yok olmak mı?
İşte bütün mesele bu.
Yani düşüncemizin katlanması mi güzel zalim kaderin yumruklarına, oklarına?
Yoksa diretip bela denizlere karşı dur yeter demesi mi?
Yani ölmek, uyumak sadece.
Düşünün ki, uyumakla yalnız bitebilir bütün acıları yüreğin.
Çektiği bütün kahırlar insanoğlunun.
Ama düş görebilirsin uykuda.
O kötü.
Çünkü o ölüm uykularında sıyrıldığımız zaman yaşamak kaygısından, ne düşler görebilir insan düşünmeli bunu.
İşte bu düşüncedir der Shakespeare, uzun yaşamayı cehennem eden.
Yoksa kim dayanabilirdi, zamanın kırbacına, zorbanın kahrına, gururunun çiğnenmesine, sevgisinin kepaze edilmesine.
Kanunların bu kadar yavas, yüzsüzlüğün bu kadar çabuk yürümesine ve kötülere kul olmasına iyi insanın.
Bir bıçak saplayıp göğsüne kurtulmak varken kim ister bütün bunlara katlanmak?
Ağır bir hayatın altında inleyip terlemek?
Ölümden sonraki bir seyden korkmasa.
O kimsenin gidip de dönmediği bilinmez dünya ürkütmese yüreğini.
Bilmediğimiz belalara atılmaktansa çektiklerine razı etmese insanı.
işte bilinç, böyle korkak ediyor heplmizi.
Düsüncenin soluk ışığı bulandırıyor, yürekten gelenin doğal rengini.
Bu yüzden, nice büyük yiğitçe atılışlar, yollarını değiştirip bir iş, bir eylem olma gücünü yitiriyorlar.