Kundera’nın yazarken en çok keyif veren kitabım dediği Gülünesi Aşklar, bahsettiği kadar ciddi eğlenceli bir kitap, acayip keyif aldığımı söylemeliyim. 7 farklı öyküden oluşan kitabın ana teması adından da anlaşılacağı üzere ‘aşk’ ama bildiğimiz saf duyguları ihtiva eden, zengin kız fakir oğlan edebiyatında, kalbin derinliklerinden akan bir ‘adrenalin’ nehri etkisinde olan bir ‘Aşk’ değil. Klişeleşmiş kalıpların dışında, daha çok ‘testesteron ve östrojen’ hormanları etkisinde, şuanda bulunduğumuz zaman dilimi içerisinde karşılaşma olasılığımız daha yüksek olan; sevgi, güzellik anlayışı, sadakat kavramlarının hasıraltı edildiği; bunun yanında cinsel oyunlar, metreslik, Don Juanlık, erotizm, aldatma, baştan çıkarma gibi kavramların yükseldiği ve yüklendiği ‘Aşk’ yani Kundera tabiriyle ‘Gülünesi’ olanlar. Hal böyle olunca farklı bir lezzet hissetmemek elde değil.
Varoluşçuların sonuncusu olarak nitelendirilen Kundera’nın aynı zamanda bundan sonra yazacağı kitaplar için de bazı düşüncelerin tohumlarını attığı belirtilir:
‘’Evlilik hayatımda mutlu olma, bu nedenle de boşanamama talihsizliğine sahibim. Ve, aşkta da, mutsuzum, çünkü ne yazık ki, sevdiğim kadın buradaki doktordan başkası değil. Ama yine de, yeryüzünde olmaktan mutluyum.
Doğru, doğru, dedi kadın doktor başhekime, alışılmadık bir sevecenlikle. Ben de yeryüzünde olmaktan mutluyum’’
Hemen hemen her hikâyesi aynı zamanda kara mizah konusudur kitabın, oyun gibi başlayıp saçma sapan bir hal alan ilişkilerden, tanrının varlığını sorgulamaya kadar uzanan geniş yelpazede çalan bir absürd komedidir. Beni en çok güldüren ve eğlendiren ise Edward ve Tanrı olmuştur ki tekrar tekrar okuyasım gelir. 15 dakikalık tutku için insanın nasıl değerlerden, prensiplerden, yıkılmaz denen kalelerden, aşılmaz denen ön yargılardan