William Golding'in hayat hikayesine göz attığımızda 'Sineklerin Tanrısı' romanının, hayatında yaşadığı tecrübelerden, gördüğü savaşlardan yola çıkarak yarattığı distopik bir evren olduğunu hissedersiniz.
Çocukluk olgusunun ve tabiatının saflığını, naifliğini ve eğlencesini beklerken hayatta kalma mücadelesi içerisinde yetişkinlere taş çıkarır bir seviyede olumsuz ve kötülük anlamında evrilebildiğini görebilirsiniz.
Aisopos'un Masallar kitabının açılış masalı olan 'İyi ve Kötü Şeyler' içerisinde insanların başına sürekli kötü şeylerin geldiğini, iyi şeylerin ise gökten birer birer inmek zorunda kaldığından bahseder. Bu kötülükleri de iyilikleri de yaratan ise merhamet duygusu, ahlak seviyesi ve tecrübelerle alakalıdır. Romanda, çocukların bir mantık ve düzen kurma çabası ile başlayan yolculuk, Maslow'un İhtiyaçlar Hiyerarşi'sinde daha ilk basamakta, 'Fiziksel İhtiyaç', takılıp kalınması ile insanın bünyesinden çıkan karabasanın adanın üzerine çökmesiyle korkunç bir hal alır. Yine hiyerarşi içerisindeki bir üst basamak olan 'Güvenlik' ihtiyacı, yaratılan korku iklimi ile neredeyse diktatörlüğe geçişin örneğini sunar. Bir korku olgusu yaratın ve toplumu yönetin, bu kadar basit.
Özetle, demokrasi çabalarından baskıcı, mantık ve sağduyu yerine güçlünün egemen olduğu bir düzene geçişin, liderlik özelliklerinin nasıl şekillendiğinin, çocuk da olsa kötü ve iyinin daha küçük yaşlarda gördükleri ve tecrübe ettikleri ile nasıl rahatlıkla ortaya çıktığını anlatan, pesimist de olsa umudun her zaman var olduğunu anlayan güzel bir roman.