Yüzyılımızda hedefimizi dış dünyayı keşfe ayırdık. Bu keşifler şehvet ve arzularımızın kabarmasına ve sonuç olarak da daha fazla endişeye, sarsıntıya ve üzüntüye neden oldu. Çünki dış dünyayı keşfederken iç dünyamızdan olduk. Asıl önemli olan mutluluk kaynağımız zihnî mutlulukları bir kenara bıraktık.
Genç insan zihnine hâkim olabildiğinde gerçek kişiliğine kavuşmuş ve kendisine ait bir ortam oluşturmuş olacaktır. Bunun için dünyanın ortasında inzivaya çekilip yapayalnız yaşamaya gerek yok. Bizim arzuladığımız sükûnet insanı faydasız işlerden uzaklaştırıp içimizde olumlu duyguları uyandırmaya yetecek bir dinginliktir. Bunun için her gün veya her hafta biraz zaman ayırıp iç dünyanıza gezintiye çıkarak içinizdeki şevki ve isteği uyandırmak kâfidir.
Channing'in dediği gibi Afrika'nın ücra köşerindeki ülkelerin bize yabancı olması gibi bazı insanlar da kendi kendilerine yabancıdır. Bakışlarını asla dış dünyadan kendilerine çevirmeyi bilmezler. Daha doğrusu ilgilerini dışarıda olan bitene o kadar çevirmişlerdir ki, var oluşlarını bulup keşfetmek için kendi içlerine inmeye cesaret edemezler. Bu şu anlama gelir; hayat tersine gidiyor, dış olaylara kapılan, kendini kontrol edemeyen, ilgisiz, alakasız tıpkı rüzgârda savrulan yaprak gibidirler. Tecrübelerinden koca bir hiç edinirler. Onca şeye bakarken aslında hiçbir yere bakmadığı anlaşılır.
Yanılgı bilinçaltından kaynaklanır, telkin mekanizması gerçekleri görmezden gelir ve yerine yalan yanlış şeyler koyar. Bu uyduruk hevesler insanların bilinçaltında yatan beklentileridir ve naif bir şekilde bunların olacağını zannederiz. Aslında bir saniye bile zihnimizde yeri olmaması lazım. Hayal kurma gücümüz bu durumda o kadar büyüktür ki gerçerkleri görmemiz mümkün olmaz, kapsama alanının dışında kalırız.