Her yürek ses veren bir uçurumdur zaten. Belki kendi yüreğine dayanır kulağın. Duyarsan eğer, sahiden duyarsan, bundan sonra daha iyi olursun. Kendi hayatına ermiş olursun. Lakin herkes kendi uçurumunu yüreğinde taşır kızım. Boşuna gelmişsin dağ doruklarına…
Her imge mutlaklığında insan bilincini, duyarlılığını, kimliğini felç edici bir şey vardı. Bu mutlaklık düşüncesi, sürekli bir sorgulamanın dışına sürüyordu insana. Ne var ki, öteki türlü de bambaşka bir mutsuzluk kaynağı oluyordu. İlkçağdan bu yana bilmek, biraz lanetlenmek değil miydi?