Uykusuz gece. Bir dizi uykusuz gecelerden üçüncüsü. İyi uyuyor, ama bir saat sonra başımı yanlış bir deliğe sokmuşum gibi gözlerimi açıyorum. Büsbütün uyanık bekliyor, hiç uyumamışım ya da ancak incecik bir zar altında uyumuşum gibi bir duyguya kapılıyorum; uykuya dalma çabasını yine karşımda buluyor, kendimi uyku tarafından kapı dışarı edilmiş görüyorum. Bütün gece saat beşe kadar sürüyor bu; bir yandan uyuyor, bir yandan harıl harıl düşlerle uyanık
tutuluyorum. Gördüğüm düşlerle çaresiz boğuşup dururken, kendi kendimin yanı başında uyuyorum düpedüz. Saat beşe doğru uykunun son zerresi de harcanıp tüketiliyor; artık yalnızca düş görüyorum,
bu da uyanık kalmaktan daha çok yoruyor beni. Kısacası, bütün geceyi, sağlıklı insanın gerçek uykuya dalmadan önce kısa bir süre yaşadığı uyku uyanıklık durumunda geçiriyorum. Uyandığımda
bütün düşler çevremi tarıyor, ama üzerlerinde uzun boylu düşünmekten kaçıyorum. Sabaha karşı, böyle bir geceden artık hayır gelmeyeceği için oflayıp poflamaya başlıyor, derin uykularda kaldırılıp götürülerek sonuna bırakıldığım ve bir fındık kabuğuna hapsedilmiş gibi uyandığım geceleri anımsıyorum
Durumum bir mutsuzluk durumu değil, ama mutluluk da değil, umursamazlık da, güçsüzlük de, yorgunluk da, başka bir şey de değil. Peki ne? Bunu bilemeyişim