"Neyse kardeşim, farketmez. Güzel mekân; biri sorarsa, Amerika'ya gitti dersin."
Tabancayı sağ şakağına dayadı.
"Ama bura değil yeri, bura değil!" diye çırpındı Akhilleus gitgide irileşen gözlerle.
Svidrigaylov tetiği çekti.
"Nasıl kim öldürmüş?" Dedi kulaklarına inanmıyormuş gibi. "Siz öldürdünüz, Rodion Romanıç! Siz öldürdünüz ya efendim..." diye devam etti fısıldar gibi, kesinlikle kararlı bir sesle.
Kapının arkasında oturduğu zaman, kapıyı itip de çıngırağı çaldıkları zaman yaşadığı işkence az bile gelmiş ona, hayır, sonra boş daireye sayıklar gibi, o çıngırağı hatırlamak için gitmiş, sırtındaki soğuğu tekrar hissetmeye çalışmış... Haydi diyelim, hastaymış ama dahası da var: Öldürmüş ama kendisini dürüst bir insan sayıyor, insanları küçümsüyor, solgun bir melek gibi geziyor; hayır, neresi Mikolka bunun, canım Rodion Romanıç, burada yok Mikolka!