Akıllı insanlar düşünürler, kendilerini bu eylemden alıkoyamazlar ve bu da mantıklı olmayı doğurur. İnsan varoluşunun temel gereksinimi olarak ait olmaya muhtaç olandır. Nereye, nasıl ve neden ait olduğunu ise aklından çıkarmaması gerekir, hatırlamak zorundadır. En büyük ceza mı yoksa tehlikeli ve zehirli bir hediye mi hatırlamak? Şüphesiz, varoluşumuzun temel gereksinimi olan aidiyetten evvel hatırlamak gelir. Bu eylem ders niteliği mi taşır yoksa yalnızca zamansızca travmaları aktive eden bir mekanizma mıdır? Bizim fazla düşünenlerin (akıllı, mantıklı, ait ve var olanların) gecelerine çoğu kez şahit oldum. Kimisi tavana, kimisi sağındaki veya solundaki duvarlara bakarak bazıları kaybolmuşçasına yerdeki halıya ve aralıklarındaki tozlara bakarak (görüyor olup olmadığının asla bilincinde olmadan) “var” oluyorlardı. Hatırlıyorlardı. Yeni temizlenmiş odaya ansızın kustuklarını, yan odada seneler sonra dans ettiklerini, benzer odalarda kurdukları hayalleri, inandıkları yalanları, tüm sevgisizlikleri, yeniden yazılmak üzere yok edilenleri, yok edilenlerin çığlıklarını ve daha birçoğunu unutamıyorlardı.