Sağ ol, sağ oldukça var olacaksın. İstersen olma yine de var olacaksın; puslu anılarda, zihnin yosun bağlamış kenarlarında veya yalnızca zamanın eskiden sana ayrılan boşluklarında.
Hey, bize de yer ayırın zamanda! Şüphesiz puslu anılarda bile var olamıyoruz biz. Yosunlar bizleri aralarına almıyor, zaman yaşatması gerekeni öldürüyor, unutuluyoruz. Zihnin karanlık köşelerinde benliğimizi arıyoruz, bulamıyoruz, kimse gelmiyor, aramıyor. Yaşıyorsan varsın bu devirde cosmos, ölülere kimsenin zihninde yer yok, her biri çeşitli manipülasyonlara maruz kalmış ve onlar da ne yapacağını şaşırmış durumda. Kimse görmüyor, kimse duymuyor ve biz ısınmak için ellerimizi birbirine sürtüyoruz. Yalnızız, ellerimizden başka kimsemiz kalmamış, ısınamıyoruz, uykumuz geliyor ancak gözlerimizi kapadığımız anda ölürüz. Direniyoruz, en çok sen direniyorsun cosmos, her şeyi içinde barındıran sen, çok zor olmalı. Şimdi cılız ışıklar vuruyor pencereden içeri; yapay, çirkin, turuncu ışıklar. Ay gibi beyaz olsalar ne olurdu sanki? Taklit edilen göz önünde olur diye mi korktular? Ya neden! Başka sebebi yok ki, tabii ki bu yüzdendi. Zaman tükenir, gün biterken rakamlı yabancı dil öğreniyor, 64 karelik hayat oyunumu oynuyorum.