Öte yandan en önde gelen hevesleri menkıbe ve dehşet masalları dinlemek veya ortaya çıkarmak olanlar bizim canımız kanimizdir. Nerede bir gulyabani, ruh, hayalet, cin, şeytan veya bu ifrit takımından herhangi biri hakkında ezkaza kulaklarına bir şeyler çalınacak olsa tepeden tırnağa dikkat kesilirler.
Ancak bu sanat dalları arasında en muteber olan, insan akima -yani budalalığa- en yakın durandır Nitekim açlıktan midesi sırtına yapışan ilahiyatçı, iliklerine kadar donan doğa bilimci, kahkahaları üstüne çeken astrolog ve kaale alınmayan da mantıkçı değil midir? Sadece hekimdir “bir nebze de olsa dengeyi bulan”.82 Ancak burada bile geçerli olan şudur: Ne kadar cahil, pervasız ve insafsız ise o kadar bey saraylarında görev yapar; sonuçta hekimin şifa zanaatındaki becerisi şimdilerin modasma uygun olarak birine yanaşma ve şaklabanlık yetenekleriyle de doğru orantılıdır.
Böyle bir hareketin şerefli bir insana yakışmayacağı iddia ediliyorsa, o vakit onlara budalalarınım bu tür konulara pek kulak asmadığmı hatırlatmak isterim: Ya bu zararın farkına dahi varmazlar veya varsalar da pek umurlarında olmaz. Kafaya isabet eden bir taş - aman evlerden ırak! Peki ya hakaret, onur kırma, rezalet ve paylama? Bunlar insana hissedildiği oranda acı verir, hissedilmiyorsa fena şeyler değildir. İsterse bütün halk insanı ıslıkla aşağılasın, o kendini alkışlamakla meşgulse ne zararı var bunun? Bu başarıyı neye borçlu peki - budalalığa tabii ki.