Sonunda okudum!! Dizisinden önce okuyacağım diye tutturduğum için kitabı anlamaya çalışmakta biraz zorlandım. Çünkü çok fazla karakter, hanedan ve karışık olay var. Ama araştıra araştıra, arkadaki soy ağaçlarına baka baka bir şekilde okudum. En sevdiğim karakterlerden birinin başına daha bu ilk kitapta böyle bir şey gelmesi biraz üzse de yine de sevdim. Favorim değil tabii ki ama diğer kitapları okuduğumda en az birine ayılıp bayılacağıma çok eminim.
Taht OyunlarıGeorge R. R. Martin · Epsilon Yayınları · 201310,9bin okunma
İyi ki tekrar okumuşum. İlkinde çok bağlanamamıştım ama şu an o kadar sevdim ki her şeyi… Favorilerime girdi. O 60lar yıllarının verdiği havayı, karakterleri ve olayları çok daha iyi anladım.
Bu kitapta en sevdiğim şeylerden biri bütün olayların ana karakterin etrafında dönmemesiydi. Her karakterin problemleri ve kendi hayatları var. Suçlu olsalar bile öyle bir durumda kalıyorlar ki suçlu diyemiyorsunuz hiçbirine. Ben o yüzden Billy’ye çok kızmadım. Evet bazı yerlerde yanlıştı yaptığı ama kendisi de farkındaydı bunun.
Kitap, The Six adlı bir müzik grubunun solist aramasıyla başlıyor. 1960lı dönemlerde geçtiğinden dolayı o havayı da çok güzel hissettirdi bana yazar.
Daisy çok farklı bir karakter. İstediğimi yaparım, eğer izin vermemeye kalkarsan sen bilirsin kafasında. Bazen bu tavırları her şeyi daha da kötüye götürdü bence ama kesinlikle basit bir karakter değildi.
Camilla… Hayatımda okuduğum en iyi karakterlerden biriydi. Keşke daha fazla değer verilseydi ona diğerlerinden. Herkes onu sevdi ama sadece etrafında dolaştılar, hiçbir zaman tam anlamıyla yanında durmadılar gibi. Ama Camilla o kadar olgun düşünen ve bencil olmayan biriydi ki başkasının başına gelse o kişinin kafayı yiyeceği olaylarda sakin kalmayı başarıyordu. En sondaki bir mektupta da bunu bir kez daha anladım.
Gruptaki herkesten bahsetmek istiyorum ama son olarak bir tek Karen’den bahsedeceğim. Karen, Daisy’nin tam tersi. Ona ne dayatılırsa onu yapmaya mecbur bırakılmış biri. Ataerkilliğin kurbanı olan biri daha doğrusu. Tabii bi buna boyun eğmemiş, isyan etmiş ama hep içinde. Çünkü Daisy kadar umursamaz ve kendi çapında takılan biri değil.
Kitapta aşk, çok da güzel bir şey değil. Zaman zaman öyle ama çoğu zaman zehir gibi. Ama gerçekten her karakterde kendimden bir şey buldum. Dedim ki ben bu
Ah ah efsane serisi... Kalbimde yaradır cidden ahahshdhahd ama şaka maka gerçekten çok severim. Karakterleriyle, olaylarıyla çok güzel bir distopyadır. Asi de yan kitap ama asıl seride ana karakter olan Day ve June'u da görüyoruz. Eğer yazar bu kitabı çıkarmasaydı bazı şeyler açıkta kalıyordu evet, ama ben yine tamamdım. Çünkü böyle kitapları severim. Ama Asi de beni tatmin etti çünkü istediğim birkaç şey vardı, onlar oldu. Tekrardan :))
BÜTÜN ZAMANLARIN FAVORİ YAZARLARINDAN BİRİ!!
Mine Söğüt'ü ilk Beş Sevim Apartmanı ile tanımıştım ve onu da çok sevmiştim. Ama bu kitap çok daha farklıydı. Cidden zirveydi benim için.
Yazarın çok farklı bir yazım tarzı var. Yani gotik edebiyatı mı desem, şizofreni öyküleri mi desem bilemiyorum.
Deli Kadın Hikayeleri'nde farklı farklı öyküler var. Genel olarak hepsinde aklını yitirmiş, yaptıklarının bir açıklaması olmayan kafa yapıları var. Ölü kedilerle fransızca konuşan bir kadın, bütün kıyafetlerini üst üste giyip kendini yakan bir beden gibi. Gerçekten çok farklı, çok özgün çok güzel. Aşık oldum...