Dilara Dilemma siyah gece elbisesinin içinde bembeyaz bir gülün dumanı gibi incecik. Kafamın içinin boşaldığını ve kalbimin büyüyerek tüm gövdemi kapladığını hissediyorum. Ona bir timsahla nasıl başa çıkabileceğini anlatıyorum! Timsahla eğer sert bir zeminde karşılaştıysa, timsahın sırtına çıkıp boynuna bastırması gerektiğini söylüyorum. Timsahın gözlerini kapamayı başarabilirse, hayvanın sakinleşeceğine değiniyorum. Timsah, ağzıyla bir uzvunu kapıp bırakmazsa, burnuna vurmasını tembihliyorum. "Burunlarına vurulduğunda timsahlar ağızlarını açarlar" diyorum. Timsahın saldırısından küçük bir
yarayla bile kurtulsa, derhal tıbbi yardım alması gerektiğini, çünkü timsahların ağızlarında bol miktarda patojen olduğunu vurguluyorum. "Bilirsin, timsahlar ne bulsalar yerler ve suyun derinliklerine inebilmek için iri taşlar yutarlar..."
Dilara Dilemma'ya rastlamak beni şoke etmişti. Oysa,
vücudumda tek bir romantik hücre bile yok sanırdım. İnsan aptal durumuna düşmekten kurtulmanın garantisini sesini kesmekte aramalı fakat nerde bende o yetenek.
Dilara Dilemma'ya durmadan birşeyler anlatıyordum. Ona içtenliğin sınırlarını zorlayan sözler
söylüyordum: "Dilara, sana öylesine kesin, mutlak, sabit, bitimsiz, sarsılmaz, değişmez... bir aşkla bağlıyım ki, bu beni basit bir adam yapıyor!" Dilara Dilemma'nın karşısında, hamamdaki bir kör kadar savunmasızdım. Benim için artık müdafaa-i nefs hayal olmuştu...