Sonra acı ve boğulma başladı.Bu acı,ölüm değildi;bilincini kaybederken zihninde savrulan düşüncelerdi.Ölüm acı vermezdi.Bu yaşamdı;içindeki berbat tıkanma hissi,yaşamın ıstırabıydı.
Sana aşık olmamı nasıl sağladın ?
Martin gülerek:
-Bilmiyorum,dedi, seni sevmekten başka bir şey yapmadım. Bırak senin gibi yaşayan, nefes alan bir kadını,bir taşın bile kalbini eritecek kadar güçlüydü aşkım.
Düşünmeyecek kadar sersemlemiş haldeydi,lakin bu halinden hoşnut değildi.Sanki değersizleşmiş ya da yapısı bozulmuş gibiydi ve kendinden iğreniyordu.Tanrısal olannne varsa çıkıp gitmişti içinden. İçindeki tutku körelmiş, bu tutkunun varlığını hissedecek canlılığı kalmamıştı.Bir ölüydü artık.Ruhu ölmüştü.Bir hayvana dönüşmüştü;çalışan bir hayvana. Yeşil yapraklar arasından sıyrılıp gelen gün ışığı ona güzel görünmüyor, mavi gök kubbe eskisi gibi ona, evrenin genişliği ve sakladığı sırlarla ilgili ipuçlarını fısıldamıyordu. Yaşam çekilmez derecede sıkıcı ve aptalcaydı ve ağzında berbat bir tat bırakıyordu. İçsel bakışının önüne siyah bir perde çekilmiş ve hayalleri,ışık sızmayan karanlık bir hasta odasına hapsolmuştu.