“Hamza el-Hatîb, ailesiyle birlikte Der'ânın güneyindeki Cîze köyünde yaşayan sevimli bir çocuktu. Akranları gibi köy ortamının masum alışkanlıklarına sahip olan Hamza, güvercin beslemeyi ve uçurmayı çok seviyordu. Kısacık ömrü boyunca siyasetle tek ilgisi, Der'a'nın kuşatılmasından 4 gün sonra, 29 Nisan'da düzenlenen protesto gösterisine katılmak oldu. Derâ yolundaki Saydâ kasabası yakınlarında, Suriye ordusu kalabalığın üzerine ateş açmaya başlayınca oluşan panik ve kargaşada Hamza ortadan kayboldu. Birkaç gün sonra, Muhâberât tarafından tutuklananlar arasında olduğu belirlendi.
Ailesi, bütün çabalara rağmen ne Hamza'yı geri alabildi ne de hakkında sağlıklı bir malumat edinebildi. Nihayet, 25 Mayıs günü Hamza, eski bir battaniyenin içinde ailesine teslim edildi. Manzara korkunçtu: Cesedi birkaç parçaya ayrılmış, derisinde sigara söndürülmüş, penisi kökünden kesilmişti. Kararmış cesette, elektroşok işkencesine uğradığına dair izler vardı.
Hızlı bir şekilde milyonların gündemine giren bu korkunç olay, Suriye halkı için artık zembereklerin boşalması anlamına geliyordu. Küçücük bir köyde sıradan bir çocuk olarak hayatına başlayan Hamza el-Hatîb, 13 yıllık ömrünü trajik bir şöhretle tamamlamıştı. On yıllardır Baas rejiminin sebep olduğu türlü mahrumiyetlere dişini sıkan Suriyeli sessiz çoğunluk için, Hamza artık bir semboldü. Sınırları ve tanımları aşan bir sembol...”
Hamza’nın canı, özgürlük için dökülen ilk kan oldu. O, masumiyetin kaybolduğu yerde direnişin simgesi oldu.