MüzeyyenDemiröz/kitaphalası

aşk mı saplantı mı?????
Puan vermedi·144 syf.··
2026 22. kitabı
·
26 saatte okudu
·
Okunma: 01 Haziran 2026 22:21
"Ne olursa olsun tek bir tünel vardı; karanlık ve yalnız. Benim çocukluğumun, gençliğimin, tüm yaşamımın içinde geçen o tünel." Ernesto Sabato'nun Tünel adlı romanı, kadınların muhakkak okuması gereken kitaplardan biri bence. Anlatıcımız ressam Juan Pablo Castel. Kitabın daha ilk cümlelerinde Maria Iribarne'yi öldürdüğünü öğreniyoruz. Yani mesele cinayetin işlenip işlenmeyeceği değil; bir insanı o noktaya götüren karanlığı anlamak. Castel hayatı boyunca kimse tarafından anlaşılmadığını düşünüyor. Ta ki Maria'yla tanışana kadar. Maria'nın, onun resminde kimsenin fark etmediği bir detayı görmesi Castel'e ilk kez gerçekten anlaşıldığını hissettiriyor. Ancak bu his zamanla sevgiye değil, saplantıya dönüşüyor. Kıskançlık, kuşku, kontrol etme arzusu ve takıntılar Castel'in zihnini ele geçiriyor. Kendisinin aşk dediği şey aslında giderek karanlık bir sahiplenmeye dönüşüyor. Bu yüzden Tünel'i bir aşk romanı olarak değil, saplantının ve kadınlar üzerinde kurulan yıkıcı tahakkümün hikâyesi olarak görüyorum. Günümüzde de ne yazık ki "aşk" adı altında meşrulaştırılmaya çalışılan hastalıklı takıntılar yüzünden hayatını kaybeden pek çok kadın var. Belki de Tünel'in en rahatsız edici yanı şu: Castel kendini canavar olarak görmüyor. Yaptıklarını sürekli haklı çıkarmaya çalışıyor. Ve kitap boyunca insan şu soruyla baş başa kalıyor: Aşk ile saplantı arasındaki çizgi nerede başlıyor, nerede bitiyor?
TünelErnesto Sabato · Can Yayınları · 20261,051 okunma
Reklam
Tavsiye değildir...
4/10
·192 syf.··
2026 21. kitabı
·
23 günde okudu
·
Okunma: 24 Mayıs 2026 19:32
“Kristal Dünya” benim için tam bir hayal kırıklığı oldu. 200 sayfa boyunca bir şey anlatıyor gibi yapıp hiçbir şey anlatmayan kitaplardan biri. Aşırı betimleme var. Diyalog neredeyse yok. Karakterlerin ne yaşadığı bile net değil. Kitabı bitirdim ama gerçekten “okudum da ne oldu?” hissi bıraktı. Net konuşuyorum: Hiç beğenmedim. Tavsiye etmiyorum. zaten okuma sürem de 23 gün sürmüş:((((
Kristal DünyaJ. G. Ballard · Sel Yayıncılık · 201966 okunma
6/10
·336 syf.··
2026 16. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 28 Nisan 2026 15:02
David Szalay’in Beden romanı, Istvan’ın hayatı üzerinden aslında tek bir sorunun peşine düşüyor: İnsan gerçekten kendi hayatını mı yaşar, yoksa sürüklenir mi? Hikâye, Macaristan’da annesiyle yaşayan 15 yaşındaki Istvan’la başlıyor. Henüz kim olduğunu bile anlamaya çalışırken, kendisinden yaşça büyük bir kadınla yaşadığı ilişki, onun hayatındaki ilk kırılma noktası oluyor. Bu ilişki sadece bir deneyim değil—Istvan’ın kaderini belirleyen, onu erken yaşta sert bir gerçeklikle tanıştıran bir olay. Islahevi, askerlik ve ardından İngiltere… Istvan’ın hayatı boyunca verdiği kararlar aslında “karar” gibi bile hissettirmiyor. O, daha çok hayatın ittiği yöne giden bir karakter. İngiltere’de kapı güvenliği işiyle başlayan yeni hayatı, bir gün hayatını kurtardığı adam sayesinde tamamen değişiyor. Bodyguard’lığa yükseliyor ve zengin bir ailenin yanında çalışmaya başlıyor. İşte tam burada romanın asıl meselesi ortaya çıkıyor: Sınıf farkı Güç ve güçsüzlük ilişkisi Bedenin bir araç olarak kullanılması Istvan artık fiziksel olarak güçlü biri ama hayatının kontrolü hâlâ başkalarının elinde. Parası var, statüsü var ama iç dünyası hâlâ boşlukta. Zengin ailenin dünyasında, lüksün ve gücün içinde dolaşırken aslında şunu fark ediyoruz: Istvan’ın hayatı değişiyor gibi görünüyor ama özü hiç değişmiyor. Romanın sonunda Istvan’ın hayatı bir “zirveye ulaşma” hikâyesi olmuyor. Aksine, onun hayatı boyunca hep aynı döngüde kaldığını görüyoruz. Başkalarının kararlarıyla yönlendirilen bir hayat Duygusal olarak kopuk ilişkiler Fiziksel gücün, içsel boşluğu dolduramaması Final bize şunu söylüyor: Hayat bazen ilerlemez, sadece şekil değiştiri
BedenDavid Szalay · İthaki Yayınları · 2026268 okunma
Puan vermedi·181 syf.··
2026 14. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 21 Nisan 2026 15:30
Romanın merkezinde Silver adında bir kız çocuğu vardır. Silver, babasını hiç tanımaz ve henüz on yaşındayken annesini kaybeder. Hayatının en kırılgan anında, İskoçya’nın uzak ve sert bir kıyı kasabasında yapayalnız kalır. Kasaba halkı bu küçük kız için ne yapacağını bilemez ve bir ilan asılır: Silver’ı sahiplenecek birini ararlar. Bu ilana cevap veren kişi ise deniz fenerinde yaşayan gizemli ve yaşlı bir adamdır: Pew. Pew, Silver’ı yanına alır. İlk bakışta bu bir “yardımcı alma” gibi görünse de aslında Silver için bu yeni bir hayatın başlangıcı olur. Deniz feneri artık sadece bir mekân değil; bir sığınak, bir okul ve aynı zamanda bir hikâye dünyasıdır. Pew sıradan biri değildir. O, bir hikâye anlatıcısıdır. Silver’a yalnızca yaşamayı değil, dünyayı anlamayı da öğretir. Onun anlattığı hikâyeler geçmişle bugünü, gerçeklikle hayali sürekli iç içe geçirir. Roman ilerledikçe, sadece Silver’ın hikâyesini değil; deniz fenerlerinin tarihini, ilk deniz fenerinin yapımını ve bu yapının arkasındaki insanları da öğreniriz. Özellikle Pew’un anlattığı hikâyelerden biri öne çıkar: Dark adlı karakterin hikâyesi. Dark’ın hikâyesi, romanın içinde ayrı bir katman oluşturur. Bu hikâye, aşk, saplantı ve kimlik temalarını taşırken aynı zamanda Silver’ın kendi hayatını anlamasına da ışık tutar. Fener Bekçisi, düz bir olay örgüsünden çok; hikâyeler içinde hikâyelerle ilerleyen, zamanın ve gerçekliğin sınırlarını esneten bir romandır. Deniz feneri burada güçlü bir semboldür: Karanlıkta yol gösteren bir ışık… Tıpkı Pew’un Silver’a yaptığı gibi. Roman boyunca şu sorular hep arka planda kalır: Bir insanı ait hissettiren şey nedir? Hikâyeler bizi nasıl şekillendirir? Ve kaybettiklerimizin yerini ne doldurur?
Fener BekçisiJeanette Winterson · Sel Yayıncılık · 2021209 okunma
Puan vermedi·308 syf.··
2026 11. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 16 Nisan 2026 14:53
Romanın merkezinde, zengin bir burjuva olan Peter, onun karısı Ilonka ve evlerinde hizmetçi olarak çalışan Judit arasındaki karmaşık ilişki üçgeni yer alır. Hikaye, İki Dünya Savaşı arasındaki Budapeşte'de ve sonrasında Avrupa'nın farklı yerlerinde geçer. KİTAP ÜÇ BÖLÜMDEN OLUŞUR: 1. Bölüm: Ilonka'nın Anlatımı (İlk Eş) Hikaye, Peter'in eski karısı Ilonka'nın bir kafede otuz yıl sonra karşılaştığı bir arkadaşına hitaben yaptığı uzun monologla başlar. Ilonka, Peter ile olan evliliğini anlatır. Dışarıdan bakıldığında kusursuz ve lüks bir hayatları vardır, ancak Ilonka için bu evlilik "iki kişilik bir yalnızlık"tır. Peter'i çok sevmesine rağmen, kocasıyla arasında aşılmaz bir mesafe hisseder. Peter her zaman nazik ve düşüncelidir ancak ruhu başka bir yerdedir. Ilonka, kocasının hayatında başka bir kadın olduğunu hisseder ve bu şüphe onu kemirir. Bu gizemli kadının kim olduğunu bulmaya takıntılı hale gelir. Bu bölümde, burjuva sınıfının yapay nezaket kuralları, bastırılmış duygular ve bir kadının kocasının sevgisini kazanamama acısı işlenir. 2. Bölüm: Peter'in Anlatımı (Koca) İkinci bölümde söz sırası Peter'dedir. O da bir arkadaşına, Ilonka ile evliliğini ve asıl "büyük aşkı"nı anlatır. Peter, Ilonka'ya karşı her zaman saygı duyduğunu ve onu "uygun bir eş" olarak gördüğü için evlendiğini itiraf eder. Ancak ona hiçbir zaman aşık olmamıştır. Onun asıl takıntısı ve tutkusu, evlerinde hizmetçilik yapan genç ve yoksul kız, Judit'tir. Judit'e duyduğu bu yasak ve sınıfsal olarak imkansız aşk, hayatının en büyük sırrıdır. Peter, burjuva sınıfının kuralları ve beklentileri ile kendi duyguları arasındaki çatışmayı anlatır. Judit'i sınıflandırmak, onu "evlenilebilir" bir kadına dönüştürmek ister ancak bu imkansızdır. Bu bölüm, erkek ruhunun karmaşıklığını, sınıfsal
İşin Aslı, Judit ve SonrasıSándor Márai · Yapı Kredi Yayınları · 20194,437 okunma
Reklam