İkinci Cinsiyet. 1949’da yayımlandığından bu yana sayısız insanın zihninde yankı uyandırmış, sayısız insana ilham olmuş bir eser. Artık ben de o insanlardan biriyim. Dilimize ilk olarak Payel yayınları tarafından “İkinci Cins: Genç Kızlık Çağı, Evlilik Çağı ve Bağımsızlığa Doğru” olarak çevrilmesine karşı, 2016 yılında Gülnur Acar Savran tarafından Koç Üniversitesi yayınları bünyesinde bir yeni çevirisi daha yapıldı. İyi ki de yapıldı. Payel yayınları çevirisini okumuş biri olarak gerek kitabı üç kitap halinde yayımlamış olmaları gerek ise üç kitabı da aynı çevirmenin çevirmemiş oluşu bu düşüncemde etkili ama en önemli sebep şu ki, Gülnur Acar Savran çevirisinden okurken bambaşka bir kitap okuduğumu hissettim. Çevirmenlerin nasıl değerli bir iş yaptığını bir kez daha anladım. Gülnur hocanın Beauvoir felsefesine ne denli hakim olduğu yaptığı çeviriden belli. Bu incelemeye ona bir kez daha teşekkür ederek başlamak istedim. İkinci Cinsiyet’in birinci cildini bitirdim ve şu sıra eser üzerine ek okumalar yapıyorum. İkinci cildi okumaya da bugün itibariyle başladım. İki cildi de ayrı ayrı incelediğim bir inceleme serisine başlıyorum. Zihnimdekilerin yazıya dökebildiğim kısmını filtrelemeden paylaşacağım ve elbette bu denli hacimli bir eseri zihnimin mümkün kıldığı ölçüde inceleyeceğim.
Önsöz üzerine
İkinci Cinsiyet’in önsözü Zeynep Direk tarafından kaleme alınmış. Kendisi Koç Üniversitesi’nde öğretim görevlisi. Yazdığı önsözde dikkatimi çeken bazı yerler oldu. Direk, Michele LeDoeuff’un Sartre’ın Beauvoir’i son derece yıkıcı bir biçimde eleştirerek onun felsefe yapma arzusunu kırdığını düşündüğünü ifade etmiş. Hatta LeDoeuff’un Sartre’ı eril bir ideolojinin savunucusu olarak yorumladığını da yazmış. Bunun beraberinde Beauvoir’ın Sartre’a duyduğu bağlılığın hayatında
Sanatçı Sibel Kekilli’ye saldırmakla binlerce yıllık büyük
bir sanat eseri bir Budha heykelini “günahtır” diye havaya uçurmak arasında hiçbir fark yoktur.
Bir insanı birisinin tam olarak tanıması mümkün değildir. Karşımızdakinin bildiğimiz davranışlarından kafamızda bir imaj çizeriz.
Tanıdığını zannettiği, Kendi kafasında oluşturduğu varsayımdan ibarettir.
Bir insanı birisinin tam olarak tanıması mümkün değildir. Karşımızdakinin bildiğimiz davranışlarından kafamızda bir imaj çizeriz.
Tanıdığını zannettiği, Kendi kafasında oluşturduğu varsayımdan ibarettir.