PKK, 1970’li yıllardaki toplumsal dalgalanmaların, o günlerin şartlarında meydana gelmiş doğal bir örgüt olsaydı 12
Eylül sonrasını da diğer bir yığın silahlı-silahsız örgüt gibi
karşılayacaktı. Yani, bir çeşit mücadele şartları daraldığı için,
toplumsal hareketler durulduğu için, apolitik bir döneme girildiği için, yeni koşullara uygun bir çalışma tarzını benimseyecekti. Fakat PKK kuruluşunda ve amacında bir farklı-
lık olduğu için 12 Eylül dönemini ve sonrasını kendi güç
ve imkanlarının çok çok üstünde olan ve o düzeydeki bir
örgütün hayal bile edemeyeceği ilişkiler sayesinde farklı bir
biçimde karşıladı. Lübnan’da güçlerini FKÖ (Filistin Kurtuluş Örgütü)’ye yakın bir statüde konumlandırdı.
Diğer örgütler yurt içi ve yurt dışı ilişkileri bakımından
PKK’dan üstün olmalarına rağmen 12 Eylül sonrası ağır darbeler yiyorlar, bir çoğu dağılıyor, bazıları çok az bir imkanla
değişen şartlara yıllar sonra adapte olmaya çalışıyor. PKK
ise çok kısa sürede yığınla imkanlara, özel statülere kavuşup
kendini garantiye alıyor. Demek ki, PKK’nın yurt dışı ilişkileri daha güçlü imiş! Demek ki birileri PKK’ya “Yürü ya
kulum” demiş. Bu çok düşündürücüdür. Aslında daha önce
de belirttiğimiz gibi PKK’nın kuruluşundan itibaren sahnede son derece gizemli ve akıl almaz olaylar vardır. Gerçi
bu esrarengizliklerin bir kısmını Abdullah Öcalan zaman
zaman ağzından kaçırmıştır ve bir kısmını da hadiseler ortaya çıkarmıştır ancak, aydınlanan bölüm yeterli değildir.