ripriprip

21
İran, Şattülarap bölgesindeki toprak parçasını Irak’ın elinden almak istiyordu. İsrail zaten Irak’ın güçlenmesini istemiyordu, ABD ise hem İsrail’e hem de İran’a yardımın yanı sıra genel stratejisi açısından Sovyet yanlısı Irak’ın burnunu sürtmek istiyordu. Bunun üzerine İran kendi topraklarını Barzani ve KDP’ye açtı. ABD ve İsrail’den gelen silah, cephane ve para ile İran Şahı kısa sürede Barzani’nin yüz bine yakın adamını silahlandırıp Kuzey Irak’a yerleştirdi.
Sayfa 99·Kitabı okudu
Alıntı
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
20 arap şeytanları
Suriye’ye geçen PKK militanlarına kısa sürede Şam, Halep, Kamışlı gibi yerlerde onlarca ev tahsis edilerek garantiye alındılar. Bu evlerde yaklaşık olarak 300 PKK’lı militan barınıyordu. Bunları her ev bir grup olmak şartıyla ki her evde 8-10 kişi barınıyordu, teorik eğitime devam ettiler. Dışarı çıkmaları ve gezmeleri yasaktı. Aylarca kalınan bu evleri hiç kimse terk etmiyordu. Yiyecek ihtiyaçları Apo tarafından görevlendirilmiş ve Suriye “Emin Kavmiyye-Milli İstihbarat” isimli merkezi istihbarat örgütünün kimliklerini taşıyan kişilerce karşılanıyordu. Bu kimlikler özel ve güvenilir kişilere verilmişti. PKK bu arada bir grup adamını da İran ve Kuzey Irak’a yerleştirmişti. İran’dakiler İran istihbarat teşkilatının bilgisi dahilinde Kuzey Irak ve Türkiye’ye komşu Urmiye şehrine yerleştirildiler. Oradan hem Türkiye’ye hem de Kuzey Irak’a giriş çıkış yapabiliyorlardı. İran’a geçişlerini Suriye hükümeti, İran ile anlaşarak uçakla göndermek suretiyle sağlamıştı.
Sayfa 95·Kitabı okudu
Alıntı
19
Diğer taraftan sadece baskı ve sindirme yöntemleri kullanılmıyordu. Militanları canlı tutmak onları çalışmaya sevk etmek uğruna da bazı çabalar sarf ediliyordu! Bu maksatla eğitim kamplarına özellikle Şam ve Beyrut’ta görevli Bulgar, Sovyet ve Kübalı “Diplomatlar!” getiriliyor, bu diplomatlar kamptakilerin hal ve hatırını soruyorlar moral verici konuşmalar yapıyorlardı.
Sayfa 95·Kitabı okudu
Alıntı
18
PKK, 1970’li yıllardaki toplumsal dalgalanmaların, o günlerin şartlarında meydana gelmiş doğal bir örgüt olsaydı 12 Eylül sonrasını da diğer bir yığın silahlı-silahsız örgüt gibi karşılayacaktı. Yani, bir çeşit mücadele şartları daraldığı için, toplumsal hareketler durulduğu için, apolitik bir döneme girildiği için, yeni koşullara uygun bir çalışma tarzını benimseyecekti. Fakat PKK kuruluşunda ve amacında bir farklı- lık olduğu için 12 Eylül dönemini ve sonrasını kendi güç ve imkanlarının çok çok üstünde olan ve o düzeydeki bir örgütün hayal bile edemeyeceği ilişkiler sayesinde farklı bir biçimde karşıladı. Lübnan’da güçlerini FKÖ (Filistin Kurtuluş Örgütü)’ye yakın bir statüde konumlandırdı. Diğer örgütler yurt içi ve yurt dışı ilişkileri bakımından PKK’dan üstün olmalarına rağmen 12 Eylül sonrası ağır darbeler yiyorlar, bir çoğu dağılıyor, bazıları çok az bir imkanla değişen şartlara yıllar sonra adapte olmaya çalışıyor. PKK ise çok kısa sürede yığınla imkanlara, özel statülere kavuşup kendini garantiye alıyor. Demek ki, PKK’nın yurt dışı ilişkileri daha güçlü imiş! Demek ki birileri PKK’ya “Yürü ya kulum” demiş. Bu çok düşündürücüdür. Aslında daha önce de belirttiğimiz gibi PKK’nın kuruluşundan itibaren sahnede son derece gizemli ve akıl almaz olaylar vardır. Gerçi bu esrarengizliklerin bir kısmını Abdullah Öcalan zaman zaman ağzından kaçırmıştır ve bir kısmını da hadiseler ortaya çıkarmıştır ancak, aydınlanan bölüm yeterli değildir.
Sayfa 79·Kitabı okudu
Alıntı

ripriprip

, bir kitap okudu
Puan vermedi·215 syf.·
15 günde okudu
·
2026 18. kitabı
Ahmet Cem Ersever
8.8/10 · 234 okunma