• If you are not willing to risk the usual, you will have to settle for the ordinary.

    Jim Rohn
  • 152 syf.
    Martı Jonathan Livingston, bir martının kendini aşarak martı sürüsünden sıyrılma ve özgürlüğe ulaşma mücadelesini anlatıyor. Martı Jonathan, sadece karnını doyurmak için uçmuyordu. Yeteneklerini zorluyor ve yaşamın mükemmelliğini anlamaya çalışıyordu. Tüm gününü daha hızlı ve mükemmel uçmak için sürüden ayrı çalışarak geçiriyordu.

    Bu tutkusu yüzünden sürüden atıldı, yalnızlığa mahkum edildi ama bu onun umurunda değildi. Çünkü sınırlarını genişlettikçe, imkansızı başardıkça hayat onun için daha da anlam kazanıyordu.

    Bir gün yalnız olmadığını görecekti. Sayıları azda olsa yaşamın sadece karnını doyurmak olmadığını anlayan ve sınırlarının aşmış başka martıların varlığını görecekti.

    Başka bir dünyadaydı artık martı Jonathan, kendisi gibi düşünen martılarla birlikteydi ama o hep geldiği dünyayı düşünüyordu. Neden yaşamın anlamını keşfeden bu kadar az martı vardı oysaki geldiği yerde yüz binlerce martı yaşıyordu. Onların hayatına anlam kazandırmayı aklına koymuştu başka Jonathanlar aramak için geri dönecekti. Mutlaka sınırlarını zorlayan bir martı vardı. O’na ulaşmalı ve bildiklerini O’nunla paylaşmalıydı.

    Yanılmamıştı martı Jonathan gerçek doğasını bulmaya çalışan martılar vardı. Janothan onlara bildiklerini öğretti ve başka Janothanlar bulmak için başka dünyalara uçtu.

    Martı Jonathan çok hırslı, azimli ve çalışmayı seven bir martıdır. Arkadaşlarından dışlanacağını bile bile yemek bulmak için değil, uçmayı zevk ve başarı haline getirmek için uçar. Her zaman daha ileriyi hedefler. Hiçbir zaman umutsuzluğa kapılmaz; risk alır. Diğer martıların yemek yiyerek boşa zaman geçirdiklerini düşünür. Jonathan sınır tanımayan, kendini tanıyan ve kendisini her an geliştirme çabasında olan bir martıdır. Hiçbir zaman denemekten korkmaz, öğrenme hırsı vardır. Jonathan Livingston, diğer martı arkadaşlarından daha farklıdır; çünkü sadece Jonathan'ın uçma tutkusu vardır. Diğer martılar yemek için uçarken, Jonathan sevdiği işi yapmak ve öğrenmek için uçar.
    Yazar, Jonathan’ı özgür insanın sembolü olarak yaratmıştır. Kitaptaki olaylar, insan yaşamıyla bağlantılıdır. Örneğin; insanlar nasıl kurallara uymayıp cezalandırılırsa, Martı Jonathan da yaşamın kurallarına uymayıp Sarp Kayalıklarda sürgüne gönderilmiştir… Ancak, Jonathan orada kendi dünyasını, yazarın deyişiyle kendi ‘cennet’ini yaratmıştır. Onun cenneti ‘özgürlüğü ve öğrenme çabasını’ oluşturur. Ayrıca Jonathan öğrenmeyi seven bir martı olduğu için, uçmanın inceliklerini bilmek ister; kendisini her an geliştirmeyi ve asla boşa zaman geçirmemeyi hedefler.
    Martı Jonathan'ın kendisi gibi düşünen birçok arkadaşı vardır. Bunlardan biri Chiang'dir. Chiang onun arkadaşı değil, öğretmeni sayılır. Chiang yaşlı; ama hiçbir şeyden yılmayan bir martıdır. Onun da Martı Jonathan gibi uçma tutkusu vardır. Jonathan'a bütün teknikleri, uçma becerilerini o öğretmiştir. Yaşlı martı Chiang, Jonathan'a en büyük desteği verir. Jonathan kendini geliştirdikten sonra küçük martıları uçmaya hazırlamıştır. Bu öğrencilerinden Kirk, Maynard ve Fletcher en başarılı öğrencilerindendir. Onlar da Martı Jonathan gibi aynı felsefeye sahiptir.
    Sarp Kayalıklar, deniz kıyısı, liman, gökyüzü ve cennet kitaptaki mekânları oluşturur. Jonathan'ın sürgüne gönderilmesi, sarp kayalıklarda; diğer martıların yemek araması, liman ve deniz kıyısında; bütün martıların, özellikle de Jonathan'ın, uçma denemeleri yapması ise gökyüzünde gerçekleşir. Cennet ise, Jonathan’ın kendi dünyasını sembolize eder.
    Kitaptaki öyküleme ve betimleme anlatım biçimlerini, diyaloglar ve monologlar ise anlatım tekniklerini oluşturur.

    Eserde vurgulanan, insanın ancak azimle çalışırsa ve sabırlı davranırsa başarabileceğidir. Önümüze çıkan engeller aşılarak amaçlara ulaşılabilir. Hiçbir şey hayal olarak görülmemeli, hiçbir şeyden umut kesilmemelidir. Yapılan iş zevkle yapılırsa, daha başarılı olunabilir.
  • 360 syf.
    Murat Menteş yazsın, ben okurum düşüncesindeyim ama bu kitabına, kendisine olan hayranlığımı katmadan, eğrisiyle doğrusuyla yorum yapmak niyetindeyim (bu arada, ne yazarsa okurum dedim ama şiir kitabını ve Dublörün Dilemması'nı hala okumadım, çaktırmayın).
    Ruhi Mücerret'teki gibi, yine bir kaos ortamı ile karşımıza çıktı yazar. Orada da Coca Cola ile Pepsi'yi birbirine kırdırmıştı hatırlarsanız. Burada da sahnemiz Titanik. Titanik demişken aslında kapaktan da bahsetmek lazımdı, hemen bir geri dönüş yapalım. Kitabın kapağı baya şenlikli. Las Vegas kumarhaneleri ile (teşbihte hata olmaz) Çin kerhaneleri arasında bir seviyede. Ve Ruhi Mücerret kitabından da alıştığımız üzere, üzerinde bir zımbırtı var. Hani şu, çocukken oynadığımız, oynattıkça farklı görüntüler veren şey canım, adını bilemedim işte. Hah hah işte o. Bunda Titanik resmi mevcut, bir de kurukafa eşlik ediyor Titanik'e, onda ise Orhan Gencebay ve Cüneyt Arkın vardı hatırlarsanız. Orhan Gencebay demişken, yazarın, kendisine sevgisi yüksek düzeyde olmalı ki, Orhan Bey düzey değiştirince yazarın sitemi de bariz ortaya dökülmüş. Ben de hak veriyorum kendisine.
    Kitabın içeriğine devam edelim. Kapakta karakterlerden kısaca bahsediliyor ki içeri girdiğinizde kim kimdi diye karıştırmayın. Marco Montes, başta ana karakter gibi görünse de sonrasında Refik Risk ve Şifa Şavk karakterlerine ait bölümler de olacak. Zaten kimin kim olduğu da bir yerden sonra birbirine karışacak. Absürtlük bu adamın tarzında var. Bu arada, önceki kitaplarını okuyanlar, tanıdık yüzlere de rast gelecekler bu kitapta. Yazar, diğer kitaplarına ara ara bkz. vermiş gibi olmuş sanki.
    Ana mekan olarak Titanik kabul edilebilir olsa da hikayenin devamında Fas, Mısır gibi ülkeler de işin içine karışacak. Ve tabii ki de İstanbul'da bu nümayiş içerisinde kendisine düşen payı kapacak. Anlatım olarak, Murat Menteş tarzına aşina olanlar yadırgamadan, hatta severek okuyacaklardır bu kitabını da. Ben severek okuyanlar tayfasındanım elbette ve hatta bende daha da ötesi, severek okumanın yanında üslubuma ve hayal gücüme olan katkılarını da gözardı edemeyeceğim bir etkisi vardır Murat Menteş kitaplarının. Yine de bu kitabında kurguyu biraz eksik buldum. Ayrıca da sürekli tekrara düşüyor hissi veren benzetmelerin, biraz tadı bozduğu da aşikar. Ama adamın tarzı bu diyoruz ne yapalım?
    Bir başka detay ise, yine Murat Menteş kitaplarının vazgeçilmez öğesi: Aşk... Refik'in Şifa'ya olan aşkı ve mektupları harikaydı resmen. Handiyse Şifa'ya ben bile aşık olacaktım artık :) Şifa'nın şifa veren güzelliği yanında, Refik'in felsefe dolu yaklaşımları, kitaba tat veren güzel detaylardı yani.
    Diğer kitaplarına nazaran olay örgüsü olarak bende biraz daha geri planda kalsa da, yazarın ve türün meraklılarının okuyup beğenecekleri bir kitap olduğunu düşünüyorum.
  • Fazla kilo ile şeker hastalığı oluşturan etkenler
    • Fazla kiloluğun derecesi. Fazla kilonun derecesi arttıkça şeker hastalığına yakalanma riski artar.
    • Fazla kiloluğun süresi. Fazla kilolu olma süresi uzadıkça şeker hastası olma olasılığı artar.
    • Vücut ağırlığının hızla artması. Birden hızla kilo alma şeker hastalığının ortaya çıkmasını kolaylaştırır.
    • Yağların vücutta biriktiği yer. Yağların mide ve iç organların etrafında toplandığı erkek tipi fazla kilolu olma durumu, şeker hastalığı yönünden daha büyük risk taşır ve bu tip fazla kilolular şeker hastalığına daha kolay yakalanırlar.
  • "Erkeklerin sıklıkla yüksek oynayıp yüksek risk alan kumarbazlar olarak ve dişilerde sıklıkla ölçülü yatırımcılar olarak resmetmek mümkündür."
    Richard Dawkins
    Sayfa 80 - Bölüm 4: GEN MAKİNESİ
  • Sıfır risk düşüncesiyle vedalaşın. Hiçbir şeyin -birikimlerinizin, sağlığınızın, evliliğinizin, dostluklarınızın, düşmanlıklarınızın, ülkenizin-kesin olmadığıyla yaşamayı öğrenin. Ama oldukça tutarlı olan bir şeyin varlığıyla avunun: Kendi mutluluğunuz. Araştırmalar, ne lotoda milyonlar kazanmanın ne de felç geçirmenin memnuniyetinizi uzun vadeli değiştirmediğini gösteriyor. Mutlu insanlar, başlarına ne gelirse gelsin, mutlu kalıyor; mutsuzlar da mutsuz. İleriki bölümlerde hedonik uyum başlığı altında
    bu konuya daha detaylı değineceğiz.
  • Yine de bizi sıfır riske haddinden fazla değer
    biçmeye iten bir şey var.