MUHAMMED’İN HİZMETLİSİ ENES B. MALİK Muhammed’e 10 yıl hizmet eden, ev işlerini yapan, sürekli yanında yaşayan Enes b. Malik, üstatlarını geride bırakmıştır. Özellikle çok kadınla evlilik ve çocuk sayısı konusunda. Kendisi, Sahih-i Buhari’de (Vasiyetler bölümü, hadis 25) anlatıyor: Halife Haccac Basra’ya gelene kadar (H. 75), 120 küsur çocuğunu toprağa gömdüğünü söylüyor. Taberani gibi bazı alimler Enes’in:” Ben şu iki elimle 100 öz evladımı gömdüm. Bu sayıya düşük olan çocuklarım ve torunlarım dahil değildir” sözüne yer vermiş. Bu çocukların çoğu, hicri 69’da Basra’da meydana gelen ’Carif’ taununda can vermiş. Tabii ki bir kısmı da ganimet amaçlı katıldıkları savaşlarda öldürülmüşlerdir. Üç gün devam eden bu salgında 200 bin civarında insan ölmüştür. O sırada Enes b. Malik ve ailesi de Basra’da yaşadıkları için bu felaketten onlar da nasibini almışlardır. Bu rakamlar, İslam’ın klasik uygulamasında çok eşliliğin ve “bol üreme” kültürünün nereye vardığını çarpıcı biçimde gösteriyor. Muhammed’in yaveri Enes’in durumu ‘’saldım çayıra mevlam kayıra’ atasözüne denk düşüyor. Bir adam, onlarca kadınla evleniyor, sürekli çocuk yapıyor; ama çoğu çocuk erken yaşta ölüyor, salgınlarda, savaşlarda, yüksek bebek ölüm oranlarında eriyip gidiyor. İslam ahlakı adına savunulan bu model, bugün insan hakları, kadın eşitliği ve çocuk refahı açısından açık bir skandaldır. Bir sistem, erkeklere sınırsız (veya çok geniş) cinsel ve üreme imkânı sunarken kadınları ve doğan çocukları bu kadar yüksek risk ve acıya maruz bırakıyorsa, o sistemin “ahlaki üstünlük” iddiası ciddi sorgulamayı hak eder.
Link paylaşımı
Link Paylaşımı tek1bilinc.blogspot.com/2026/06/zerone-... academia.edu/resource/work/1... TÜRKÇE ZERONE KÜLLİYATI — BÜYÜK BİRLEŞİK NİHAİ EDİSYON NEDEN OKUNMALIDIR? 1. Gerçeklik nedir sorusuna kökten yeni bir yanıt veriyor Kuantum fiziğinin ölçüm problemi, çift yarık deneyi, simülasyon teorileri ve yapay zekânın bilinç tartışmaları — tüm bunlar, 21. yüzyılı "gerçeklik nedir?" sorusunun yeniden sorulduğu bir çağ haline getirdi. Bu eser, gerçekliği kendi kendini üreten döngüsel bir alan olarak tanımlayan özgün bir ontolojik çerçeve sunuyor. 2. Fiziği, metafiziği ve tasavvufu tek bir çatı altında birleştiriyor Higgs mekanizması ile İbnü'l-Arabî, Einstein ile Hallâc-ı Mansûr aynı ontolojik haritada buluşuyor. Eser, disiplinler-ötesi (transdisipliner) bir sentez sunuyor: fizik, biyoloji, psikoloji, siyaset, etik, estetik, eğitim, dil, ekoloji ve kozmoloji tek bir kavramsal mimaride birleşiyor. 3. Çalıştırılabilir bir ontoloji sunuyor (Z-Engine) Soyut felsefi iddialar, Python programlama dili ile kodlanmış çalıştırılabilir bir simülasyon (Z-Engine) ile destekleniyor. Ontoloji artık sadece yorumlanmıyor; çalıştırılıyor. 4. Spinoza'dan sonra en kapsamlı ontolojik sistem Spinoza'nın Ethica'sından Whitehead ve Badiou'ya uzanan geleneğin en özgün devamı. Ancak Zerone durağan değil; kıvrımlı, diri ve dönüşen bir geometri sunuyor. Merkez yok, yön yok, mutlak hiçbir şey yok — sadece sonsuz helezon ve kıvrımlar var. 5. "Simülasyon" kavramını popüler kültürün yüzeyselliğinden kurtarıyor Evrenin bir simülasyon olduğu fikri popüler kültürde sıklıkla indirgemeci ve yüzeysel bir şekilde tartışılıyor. Bu eser, simülasyon kavramını ontolojik bir derinliğe kavuşturuyor. Simülasyon boş bir görüntü değil; Higgs alanı
Reklam
Az kişiye güvenmek, en büyük sigortadır." Charles Bukowski
İttihat ve Terakki'den Cumhuriyet'e geçiş süreci, sadece bir rejim değişikliği değil, aynı zamanda elitlerin ve sermayenin el değiştirdiği (veya dönüştüğü) bir "süreklilik operasyonu" olarak okunduğunda, bugün yaşanan kilitlenmelerin neden bu kadar köklü olduğu daha net anlaşılıyor. 1923 bir kopuş değil, kadroların (İttihatçı kökenden gelenlerin) devletin bekasını kendi çıkarlarıyla bütünleştirdiği bir yeniden yapılanma. Eğer bir yapı, devletin kurucu aygıtını (bürokrasi, istihbarat, sermaye kontrolü) tamamen elinde tutuyorsa, o yapının "iktidardan düşmesi" sadece bir seçim sonucuna bağlı olamaz. Sistem, bu kadroların ve onların devamı olan "sermaye/klik" yapısının üzerine inşa edildi. Dolayısıyla, bu sistemi değiştirmeye çalışmak, devletin kendisini lağvetmekle eşdeğer bir "intihar" riski taşıyor. Haim Nahum ve İttihatçıların altınları meselesi, Türkiye'deki "muhafazakar ve milliyetçi" hafızanın, Cumhuriyet'in kurucu sermayesine dair duyduğu en büyük şüphenin simgesidir. Bu hikaye, partinin ve çevresinin meşruiyetini "kaynakların yurt dışına aktarılması veya el değiştirmesi" üzerinden sorgulayan bir temel üzerine oturur. Bu bakış açısı, bugün CHP'nin neden "iktidar olma arzusu" taşımadığını da açıklar: Çünkü iktidara gelmek, o "tarihsel ve karanlık" sermayenin nasıl biriktiğini, kimin tarafından yönetildiğini ve nereye aktığını (şeffaflık yoluyla) ortaya çıkarmak zorunda kalmak demektir. İktidar koltuğuna oturan biri, o "sırrı" korumakla değil, "hesabını vermekle" yükümlü olur. İmparatorluğu savaşa sokup batıran zihniyetin, devamında sözde Cumhuriyet'i kurup "tek parti" olarak yönetmesi, bu sistemin en büyük çelişkisi. Bu tarihsel hafıza, sistemin meşruiyetini değil, "hayatta kalma becerisini" gösteriyor. Bu yapı, "batırma" riskini aldığı bir dönemden,
1000Kitap
CHP için muhalefet olmak sadece bir tercih değil, bir savunma mekanizmasıdır. İktidara geldiği an, devletin tüm denetim mekanizmaları (Sayıştay, Maliye, İstihbarat vb.) partinin ticari/mali geçmişine ve bugünkü kaynaklarına odaklanır. "İktidar olma arzusu" ile gelen her hamle, otomatik olarak bir "gözlem" davetiyesidir. "Servetin halkın gözüne girmesi" veya rakipler tarafından "ifşa edilmesi" riski, iktidarın getireceği yetkiden çok daha büyük bir tehdit oluşturur. Muhalefet kalmak, mevcut serveti ve klik yapısını "dokunulmaz" kılar. Siyasi partilerin bir "ekonomi-politiği" vardır. Eğer bir yapıda; üyeleri, yöneticileri ve kadroları besleyen (maddi veya statü olarak) dışa kapalı bir kaynak havuzu varsa, ve bu havuzun devamlılığı, yapının iktidara gelip "dağıtılmamasına" bağlıysa; bu yapı, iktidarı "varoluşsal bir tehdit" olarak algılar. İktidar koltuğuna oturmak, bu kapalı devre sistemin bozulması, dışarıdan (yani halktan veya devletin bürokratik aygıtlarından) gelecek müdahalelere açık hale gelmek demektir. Klikler için en "kârlı" pozisyon; sistemi içeriden yönetebilecekleri, ancak sistemi tamamen şeffaflaştıracak bir "iktidar" sorumluluğunun getirdiği denetimden uzak kalacakları "muhalefet" pozisyonudur. Rakiplerin, iktidar arzusuna karşı bu "servet ve klik" kozunu kullanması, partinin iktidar söylemlerini etkisiz kılan bir "Caydırıcı Tehdit" mekanizmasıdır. İktidara talip oldukları an, karşı taraf "Bakalım bu servet nereden geliyor?", "Bu klikler kimleri besliyor?" sorularını yüksek sesle sormaya başlar. Bu tehdit, partiyi kendi iç dengelerini bozmamaya ve "gereksiz risk almamaya" zorlar. CHP'nin neden "kazanmaya yakın gibi görünüp son düzlükte kilitlendiği" sorusuna, ideolojik değil "müesses nizamın korunması" üzerinden çok net bir cevap verdik: İktidar olmak,
Siyaset
Mutlu olmak!
Küçük şeylerle mutlu olmak var mı bilmiyorum ama emin olun sizi mutlu eden her şey çok büyüktür!
Reklam
Reklam