Yavaşla kitabı sözlükçem
​ ​Azade: Bağımsız, serbest, kurtulmuş. ​Beis: Engel, sakınca, zarar. ​Bezirgan: Tüccar, alışverişle uğraşan kimse. ​Bayağılaştırma: Bir şeyi niteliksiz, sıradan veya değersiz hale getirme. ​Cendere: Sıkıştırma aracı; mecazen sıkıntılı, bunaltıcı durum. ​Cürüm: Suç, günah. ​Diğerkam: Başkalarını düşünen, özgecil, bencil olmayan. ​Dumur: Körelme, gelişememe, duraksama. ​Etnosentrizm: Kendi etnik grubunu veya kültürünü merkeze alıp diğerlerini ona göre değerlendirme (etnik merkezcilik). ​Hamasi / Hamaset: Yiğitlik, kahramanlık; coşkunluk ve heyecan (bazen aşırıya kaçan anlatım için kullanılır). ​Hasretmek: Ayırmak, özgü kılmak, birine veya bir şeye adamak. ​İğdiş: Bir şeyin özünü, niteliğini bozma veya etkisizleştirme. ​İkbal: İşlerin yolunda gitmesi, başarı, parlak dönem, yükselme. ​İkmal: Tamamlama, bütünleme, eksikleri giderme. ​İltica: Sığınma. ​İmge: Zihinde tasarlanan biçim, görüntü, hayal. ​İmtina: Kaçınma, çekinme, yapmamayı tercih etme. ​İstihdam: Çalıştırma, işe alma. ​İstihna: Bir şeye ihtiyaç duymama, gönlü tokluk, tenezzül etmeme. ​İstinat: Dayanma, güvenme, bir temele bağlama. ​İhtimam: Özen, dikkat, titizlik gösterme. ​Kisve: Kılık, kıyafet, dış görünüş. ​Körpe: Taze, yeni gelişmekte olan. ​Lümpen: Toplumun genel kültürel ve ekonomik düzeyine uyum sağlayamamış, yersiz yurtsuz veya sınıfsal kimliğini yitirmiş (genellikle aşağılayıcı anlamda). ​Maderşahi: Anaerkil (kadının egemen olduğu aile veya toplum yapısı). ​Malul: Sakat, bir hastalığı olan veya değeri düşürülmüş (hukukta). ​Maraz: Hastalık, illet; mecazen kötü huylu alışkanlık. ​Mefhum: Kavram. ​Meram: İstek, maksat, anlatılmak istenen.
ALLAH; Fakiri doyurun diyor. Biz, fakiri doyur diye dua ediyoruz. Yetime bakın diyor. Biz, yetimi koru diye dua ediyoruz. İnsan oğlu çok riyakar….
Reklam
Zamanı Bekleyen Mahsul
İncir ağacının o koyu, serin gölgesine sığınıp gözlerini hafifçe kapatıvermiştim. Huzurlu bir dalıştı bu... Kulaklarıma ilk çalınan, ritmik bir ağlama korosuydu. Kadınlar, sanki profesyonel birer ağıtçı gibi gırtlaklarını yırtarcasına ağlıyor, etraftaki insanları da bu feryada ortak olmaya zorluyorlardı. Ölen kişinin varlığından ziyade, en çok acı çeken benim korosu eşlik ediyordu bu tiyatroya. Bu sahte gözyaşlarının hemen ardında ise bambaşka bir telaş vardı; herkes kendi dünyasının küçük hesaplarını, kibirli bir saygının arkasına gizlemişti. Bu sırada fonda bir ses, Kur'an-ı Kerim okuyordu. Ses yaklaştıkça kelimeler netleşti; Yâsîn Sûresi okunması gerekirken, hoca Nisâ Sûresi’nin 135. ayetini tilavet ediyordu: "Ey iman edenler! Kendiniz, ana babanız ve en yakınlarınız aleyhine de olsa, Allah için şahitlik yaparak adaleti titizlikle ayakta tutan kimseler olun." Ölümle, ahiretle uzaktan yakından alakası olmayan bir surede, şahitlikte dürüstlükten bahsediliyordu. Nasıl olsa Kur'an'dır deyip geçiyorlardı işte; ölenin ardından dürüstçe şahitlik yapacak kimsenin kalmadığını bilerek, sadece ritme ayak uyduruyorlardı. Erkeklerin saf tuttuğu tarafa doğru süzüldü bakışları. Herkes tekdüze, keyifsiz ve ezberlenmiş kelimelerle "İyi bilirdik" diye mırıldanıyordu. Oysa dil başka söylerken, kalpler kendi defterlerini açmıştı bile. İçinden içinden konuşuyordu Necmi amca: Veresiye defterini kapatmadurak öldü gitti da! Şimdi uğraştur dur bizi işin yoksa, o kadar borci kim ödeyecek bağa... Hemen ötesinde duran genç, yakışıklı adamın zihninden geçenler ise babasının kaybından ziyade malın mülkün taksimiydi: Babamın mirasını en çok ben hak ediyorum, aslan payı benim olmalı. İmamın hemen arkasında, ölenin canından kanından olan kardeşi duruyordu. İçindeki bastırılmış öfkeyi ve kini
Duygu ve Düşünce
Baskasiyla yapacaklarını haklı cikarmak icin beni kıskırtıp, damarıma damarıma konuşup davranip sonra ben dayanamayinca beni suçluyor. Ve ben bu oyunlarina bile bile hala geliyorum. Hep ayni oyunlar hep ayni manipulasyonlar. Riyakar. Terbiyesiz. Utanmaz. Kendisi olsa kendisinin de kızıp uzulecegi seylerde beni bastırıyor her defasında. Yazıklar olsun yüzlerce kez ozur dilemisligim var. Kendisine gelince boyle yapiyor her defasında. Üzülmemi bile anlatamiyorum. Yazıklar olsun. Ciğerini bildiğim halde oyuna geldim yine. Haklı aktiviteleri onlarin olsun. Allahlarindan bulsunlar insallaaaahhhhhh.
İtiraf Gazeli-Nurullah Genç
Aşkın lâlezarıyım; toprağım susuzdur ey Leyla mahkûm ve ketum; hicran uykusuzdur ey Ruhumun aynaları hasretinle sevişir Merhamet asumanım neden bulutsuzdur ey Rengârenk bir baharla tutuştu ufuklarım Hüznümle, isyanımla hayal umutsuzdur ey Masiva mihverinde bunalan bir gölgeyim Lekeli iklimlerde kalbim kanatsızdır ey Kin ağacı intihar damlatıyor ömrüme Derbederdir ümranım; sergüzeşt tatsızdır ey Sızıyor ellerimden gecenin gözyaşları Lanetli pusularda karanlık mutsuzdur ey Mana üzgün hicabın yıpranan perdesinde Meğer irfanım nakıs, erdemim yurtsuzdur ey Açıyor kapısını dört yanımdan sonbahar Yeryüzü neden böyle virandır, ıssızdır ey Cevriyle eriyorum belalı duyguların Bencildir aşiyanım, riyakâr, hissizdir ey Umutlarım ölüyor sokak aralarında Lisanım ıstırabın kahrıyla sessizdir ey
Bana "İnsanlarla ne problemin var?" diye soruyorlar. Ne yalan söyleyeyim; ben hiç menfaatçi antilop görmedim, ben hiç riyakar bir mantis karidesi görmedim, ben hiç yalancı bir orkide görmedim, ben hiç tecavüzcü bir papatya görmedim. Bunların hepsini insanlarda gördüm. Bukowski
Reklam
Reklam