Azade: Bağımsız, serbest, kurtulmuş.
Beis: Engel, sakınca, zarar.
Bezirgan: Tüccar, alışverişle uğraşan kimse.
Bayağılaştırma: Bir şeyi niteliksiz, sıradan veya değersiz hale getirme.
Cendere: Sıkıştırma aracı; mecazen sıkıntılı, bunaltıcı durum.
Cürüm: Suç, günah.
Diğerkam: Başkalarını düşünen, özgecil, bencil olmayan.
Dumur: Körelme, gelişememe, duraksama.
Etnosentrizm: Kendi etnik grubunu veya kültürünü merkeze alıp diğerlerini ona göre değerlendirme (etnik merkezcilik).
Hamasi / Hamaset: Yiğitlik, kahramanlık; coşkunluk ve heyecan (bazen aşırıya kaçan anlatım için kullanılır).
Hasretmek: Ayırmak, özgü kılmak, birine veya bir şeye adamak.
İğdiş: Bir şeyin özünü, niteliğini bozma veya etkisizleştirme.
İkbal: İşlerin yolunda gitmesi, başarı, parlak dönem, yükselme.
İkmal: Tamamlama, bütünleme, eksikleri giderme.
İltica: Sığınma.
İmge: Zihinde tasarlanan biçim, görüntü, hayal.
İmtina: Kaçınma, çekinme, yapmamayı tercih etme.
İstihdam: Çalıştırma, işe alma.
İstihna: Bir şeye ihtiyaç duymama, gönlü tokluk, tenezzül etmeme.
İstinat: Dayanma, güvenme, bir temele bağlama.
İhtimam: Özen, dikkat, titizlik gösterme.
Kisve: Kılık, kıyafet, dış görünüş.
Körpe: Taze, yeni gelişmekte olan.
Lümpen: Toplumun genel kültürel ve ekonomik düzeyine uyum sağlayamamış, yersiz yurtsuz veya sınıfsal kimliğini yitirmiş (genellikle aşağılayıcı anlamda).