rojbindoğan

rojbindoğan
@rjbnslymn
Minel kalbi ilel kalbi sebila
Ben şimdi ağıt mı yakmalıyım, şiir mi okumalıyım, ah mı etmeliyim. Yoksa her gece bir masal mı anlatmalıyım kendime. Her şeyin yolunda olduğu o yol nerede. Her şey elimizdeyse benim elim nerede. Seyyidhan Kömürcü
Reklam
Bu kadar telaş, göçebe bir ruha fazla değil mi?
Gün geliyor; hiç tahmin etmediğin şeyler oluyor, hiç ummadığın hayaller gerçekleşiyor, asla geçmeyecek sandığın acılar geçiyor. Zaman, çok tuhaf bir kavram. Yalnızca mevsimler değişmiyor, sadece meyveler olgunlaşmıyor ya da bir tek vakit geçmiyor. Zamanla duygular da değişiyor. insan da olgunlaşıyor, acılar geçiyor. Fakat en güzeli sabretmek. Çünkü yalnızca bu şekilde biraz geriye çekilip her şeye etraflica bakabiliyor. Çünkü öfkeyle, kızgınlıkla ya da kırgınlıkla kör oluyorsun. Sadece sakin bir ruhla düşünerek doğruları görebiliyorsun. Aradan yeterince zaman geçtikten sonra çok daha iyi anlıyorsun her şeyi. Bazı savaşları boşuna vermişsin, bazı durumlara boşuna katlanmışsın ve bazı insanları iyi ki kaybetmişsin. Yani üstesinden gelemiyorsanız zamana bırakın efendim, o halleder.
Ruhun mu ateş, yoksa o gözler mi alevden? Bilmem, bu yanardağ ne biçim korla tutuştu? Pervane olan kendini gizler mi alevden; Sen istedin, ondan bu gönül zorla tutuştu... Gün senden ışık alsa da bir renge bürünse; Ay secde edip çehrene yerlerde sürünse; Her şey silinip kayboluyorken nazarımdan Yalnız o yeşil gözlerinin nuru görünse... Ey sen ki kül ettin beni onmaz yakışınla, Ey sen ki gönüller tutuşur her bakışınla! Hançer gibi keskin ve çiçekler gibi ince Çehren bana uğrunda ölüm hazzı verince Gönlümdeki azgın devi rüzgarlara attım; Gözlerle günah işlemenin zevkini tattım. Gözler ki birer parçasıdır sende ilahın, Gözler ki senin en katı zulmün ve silahın, Vur şanlı silahınla gönül mülkü düzelsin; Sen öldürüyorken de, vururken de güzelsin! Bir başka füsun fışkırıyor sanki yüzünden, Bir yüz ki yapılmış dişi kaplanla hüzünden... Hasret sana ey yirmi yılın taze baharı, Vaslınla da dinmez yine bağrımdaki ağrı. Dinmez! gönlün, tapmanın, aşkın sesidir bu! Dinmez! ebedi özleyişin bestesidir bu! Hasret çekerek uğruna ölmek de kolaydı, Görmek seni ukbadan eğer mümkün olsaydı.
Şiir
Zaman ne, dersen, sadece bir avuç toz derim… Bahçedeki ağaçlarda toz, kireç badanalarda toz, ağzımızdaki harflerde toz, rüyalarımızın buğusunda toz, çocuklarımızın gülüşlerinde toz, yağmurların mavisinde toz, kapı kollarında toz, hayvanların bakışlarında toz, sevdiklerimizin seslerinde toz… Eşyalardan bize, bizden eşyalara yavaş yavaş geçen bir uzun ölüm. Eşiklerimizde çırpınan pıtraklı bir yorgunluk. Canımızda halkalanan elsiz ayaksız uzaklar. Gövdemizde pul pul hayal acıları. Biliyor musun, insan birden yaşlanıyormuş. Çocukların gamzeleri, yapraklı sular, büyüklerin gökyüzü saatleri, yatak kokuları, eşiklerin büyüsü, ay masalları, ağaçların düğünü… Yaşama mucizesi diye sevdiğimiz ne varsa, birden bir çınlamaya dönüyor. Yaşlanmanın da ötesinde, insan zaman kılığında bir ölüm hecesiymiş… Şükrü Erbaş