rumeysa

Nasıl oldu da, siz Müslümanlar, kendinize duyduğunuz güveni kaybettiniz? O güven ki, size, bir yüzyıl içinde inancınızı Atlantik sahillerinden Çin'in içlerine kadar yayma imkânını vermişti; ama şimdi de, bu güveninizi kaybettiğiniz için, Batı'nın düşünce ve yaşam tarzına kolayca, direnmeden teslim ediyorsunuz kendinizi. Avrupa cehâlet ve barbarlığın karanlığında yüzerken, dünyaya bilim ve sanatın aydınlığını saçan dedelerin torunları olarak sizler, nasıl oluyor da, kendi aydın ve ilerici inancınızı kuşanmak cesaretini bulamıyorsunuz içinizde? Ve nasıl oluyor da, birçok Müslüman ülkede, Batı'nın dümen suyunda seyreden birtakım küçük, maskeli kurtarıcılar, birtakım sahte kahramanlar, İslâmî değerleri toptan yok etmeye yeltendikleri halde, siz kendi değerlerinden habersiz Müslüman halkların gözünde "Müslüman uyanışı"nın sembolleri haline geliyorlar?
Sayfa 392·Kitabı okudu
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Allah, bazen geleceği işaret eden, bazen de içinde bulunduğumuz hâli aydınlatan rüyalar bahşederek kalbimizin yükünü hafifletir.
İnsanın günahlı olarak doğduğunu iddia eden Hıristiyanî görüşün ya da insanın doğuştan sefil ve kirli olduğunu ve nihai kemâle varmak için uzun bir tenâsuh zinciri boyunca düşe kalka ilerlemesi gerektiğini söyleyen Hindu öğretisinin tersine, Kur'ân: "Şüphesiz, biz insanı en güzel bir biçimde yarattık,” diyerek, bu temiz ve üstün yaratılışın ancak sonraki yanlış edinimlerle bozulabileceğini belirtiyor: "-ve sonra onu aşağıların aşağısına indirdik ancak Allah'a inanan ve salih ameller işleyenler müstesna."
Sayfa 197·Kitabı okudu
İşte ben orada, o anda, Rablerinin bu insanlara ne kadar yakın; inançlarının yaşadıkları hayatla ne kadar kaynaşmış olduğunu fark ettim. İbadetleri onları, günlük olağan hayattan, işten güçten koparıp ayırmıyordu; tersine onun bir parçası durumundaydı; onlara hayatı unutturmuyor; Allah'ı hatırlatarak hayatın daha yoğun, daha derin bir duyarlık içinde yaşanmasını sağlıyordu.
Sayfa 169·Kitabı okudu
1922'den 1926 yılına kadar sempatizan bir yabancı olarak ve o tarihten bu yana da İslâm toplumunun amaç ve umutlarını paylaşan bir Müslüman olarak Orta Doğu'da geçirdiğim bu kadar yıl boyunca Avrupa'nın, Müslümanların kültürel hayatı ve politik bağımsızlığı üzerindeki sürekli ve sistemli tecavüzüne tanık oldum hep; Müslüman halklar ne zaman bu tecavüze karşı kendilerini savunmaya kalksalar, o yıpratıcı bönlüğüyle Avrupa kamuoyu onların bu direnişini, değişmez biçimde hep 'yabancı düşmanlığı' yaftasıyla karalamaya çalışır.
Sayfa 140·Kitabı okudu