Georges Kien, bu hastaların oluşturdukları bir toplumun üyesi olduğundan ve kendini onların tasarımlarına adadığından bu yana, klasik anlamda yazınsal yapıtları da okumaz olmuştu.Romanlarda anlatılan, hep aynıydı. Georges, eskiden büyük bir tutkuyla okur, artık değişmez, rengini yitirmiş, eskimiş ve bildirisini yitirmiş saydığı eski tümcelere ilişkin yeni söyleyiş biçimlerinden büyük zevk alırdı.O sıralarda dil çok önem vermiyordu.Dilden tek beklediği, akademik anlamdaki doğruluktu; en iyi romanlar, içindeki insanların en seçkin düzeyde konuştukları yapıtlardı.Kendisinden önceki tüm yazarlar gibi anlatabilen, onların yasal halefi sayılırdı.Böyle bir yazarın görevi, yaşamın insana acı veren, batan sivri çokyönlülüğünü bir kağıdın dümdüz yüzeyine geçirebilmek, böylece de çabuk ve zevkli biçimde okunulup geçilmesini sağlamaktı.Tatlı bir okşamayı andıran okuma, kadınlar ve kadın doktorları için aşkın bir başka türüydü; kadınların mahrem okuma zevklerinden anlamak ise bir kadın doktorunun uğraşının gerekleri arasındaydı.Akıl karıştıran anlatımlar, yabancı sözcükler bulunmamalıydı; bir yol daha önce ne denli çok kullanılmışsa, o yoldan edinilebilecek zevk ve o denli ayrımlaşmış olurdu.Roman yazınının tümü, kibarlığı öğreten bir ders kitabı sayılabilirdi.Okuyan kişiler, zorunlu olarak nazik olurlardı.Bu gibilerin başkalarının yaşamlarına katılmaları, kutlamalar ve başsağlığı dilekleriyle sınırlıydı.Georges Kien, mesleğe kadın doktoru olarak başlamıştı. Genç ve yakışıklı oluşu yüzünden büyük bir müşteri kitlesi kazanmıştı.Yalnızca birkaç yıl süren o dönemde kendini Fransız romanlarına adamış, bu romanların kendi başarısına katkısı önemli olmuştu.Kadınlara elinde olmaksızın sanki onlara aşıkmış gibi davranırdı.Tüm kadınlar onun beğenisine hak verirler ve bu beğenmenin getirdiği