Bazen kızdan Raşit'in kokusunu alırdı. Teninden erkeğin teri, tütünü, cinsel iştahı yayılırdı. Cinsellik, çok şükür ki, kendi hayatında kapanmış bir sayfaydı. Biteli epeyce olmuştu, fakat şimdi bile, Raşit'in altında geçirdiği o yorucu, tatsız
anları düşündükçe, midesi kalkar gibi oluyordu.
"Şöyle izah edeyim," dedi. "Eğer canım isterse -istediğini söylemiyorum, yalnızca isteyebilir, olabilir, diyorum-Azize'yi başımdan atabilir, birine verebilirim; buna hakkım var. Buna ne derdin, ha? Ya da kalkıp Taliban'a gidebilir, seninle ilgili kuşkularım olduğunu söyleyebilirim. Bu kadar basit işte. Kimin sözüne inanırlar dersin? Sana ne yaparlar dersin?"
"Çok aşağılıksın," dedi Leyla.
"Bu ne büyük laf böyle. Bu huyundan oldu bitti hoşlanmadım zaten, küçükken de, o topalla düşüp kalkarken bile, bir havalardaydın; kendini çok zeki sanırdın, bütün o kitaplarınla, şiirlerinle filan. Onca zekâ ne işine yaradı, ha? Seni sokaklardan ben mi kurtardım, zekân mı? Aşağılığım, demek? Bu şehirdeki kadınların yarısı, benim gibi bir koca için cinayet işler. Cinayet."