Bakur heta Başur, Rojava heta Rojhilat; Kurdîstana rengîn, nebe azad jiyanek xweş. Min û te re heram e evînê welatê min.
Kurdî
Ulusların tarih sahnesinde kalıcı yapılar (devletler, özerk kurumlar veya güçlü lobiler) inşa edebilmesi, sadece nüfus çokluğuna değil; o nüfusu aynı ülkü etrafında eritecek "büyük bir ortak anlatıya" ve kurumsal bir çimentoya bağlıdır. Tarihte topraksız veya devletsiz kalmış toplulukları bir arada tutan şey her zaman aşkın (transandantal) bir kurum veya ideoloji olmuştur: Ermeniler ve Yahudiler: Ermenileri asimilasyondan koruyan ve birleştiren şey, devletleri yokken bile bir "proto-devlet" gibi çalışan Ermeni Apostolik Kilisesiydi. Keza Yahudileri bin yıllık diasporada koruyan dini getto disiplini ve ardından gelen Siyonizm ideolojisiydi. İranlılar: Şah İsmail (Safeviler) döneminde Şiilik, Fars kimliğiyle öyle bir harmanlandı ki, parçalanmış aşiretlerden homojen bir imparatorluk anlatısı çıktı. Kürt Çıkmazı: Kürtler hiçbir zaman tek bir inanç veya ideolojik çatı altında birleşemedi. Büyük çoğunluğu Sünni (Şafi) olmakla birlikte; Alevi Kürtler, Ezidiler ve Yarsaniler gibi inançsal fay hatları var. Sünni Kürtlerin dini aidiyeti de onları ulusal bir kimlikten ziyade, çoğunlukla egemen İslam devletlerinin (Osmanlı vb.) tebaası olmaya itti. Yani din, Kürtlerde birleştirici değil, aksine uluslaşmayı geciktirici bir rol oynadı. Kürt coğrafyasının (Zagros ve Bohtan dağları vb.) sarp ve izole yapısı, tarih boyunca merkezi bir otoritenin kurulmasını engelledi. Bu izolasyon, ortak bir edebi/resmi dilin gelişmesini de ket vurdu. Bugün Kurmancî, Soranî ve Zazakî konuşan gruplar arasında dilsel bir bariyer var. Dağlar, aşiret kültürünü besledi. Bir Kürt, kendini önce ulusunun bir parçası olarak değil; Barzani, Talabani, Berzenci, Bucak, Jirki, İzol, Bekran veya bir başka aşiretin üyesi olarak kodladı. Bu yerel sadakat, uluslararası statükonun Kürtleri birbirine karşı
Sosyoloji
Reklam
Ev dilê ku ji bo te dişewite bibîne ...
Kurdî
Trump yönetiminin dış politika felsefesi hiçbir zaman "demokrasi ihracı" veya "halkların kendi kaderini tayin hakkı" olmadı. Kushner’ın mimarı olduğu İbrahim Anlaşmaları (Abraham Accords) çizgisi, bölgeyi istikrarsız tutarak İsrail’in güvenlik ve genişleme alanını tahkim etmeyi ve bu süreci ticari/ekonomik zaferlerle taçlandırmayı hedefliyor. Kürtler (özellikle Rojava’dakiler), Washington için IŞİD’e karşı kullanışlı bir saha partneri olmanın ötesinde, bölgesel pazarlıklarda her an masaya sürülebilecek birer "hisse senedi" muamelesi görüyor. Pekin için Orta Doğu, Kuşak ve Yol İnisiyatifi’nin güvenli bir şekilde akması gereken bir lojistik otobandan ibaret. Moskova için ise Akdeniz’e açılan sıcak deniz kapısı. Her iki aktör de ulus-devletlerin egemenliğini (ne kadar baskıcı olurlarsa olsunlar) savunur; çünkü devlet dışı aktörlerin (Özerk Yönetim vb.) yarattığı gri alanlar, uzun vadeli ticari ve askeri anlaşmalar için "öngörülemez riskler" barındırır. İsrail, tarihsel olarak bölgedeki Arap hegemonyasını kırmak için Kürt aktörlerle (özellikle IKBY/Erbil ile) pragmatik ilişkiler geliştirdi. Ancak seküler, tabandan yükselen ve radikal demokratik iddiaları olan bir Rojava modeli, İsrail’in bölgede görmek isteyeceği bir siyasi genetik değil. Türkiye ve Şam’daki Sünni ve Milliyetçi blok, sınır hattında herhangi bir Kürt otonomisine doğrudan varoluşsal bir tehdit olarak bakıyor. İran ve Bağdat eksenindeki Şii blok ise Kürtleri ancak Sünni bloka karşı bir "frenleyici tampon" ve zayıf, kendilerine bağımlı kaldıkları sürece tolere ediyor. ABD liderliğindeki uluslararası koalisyonun Irak’taki askeri misyonunu bitirme takvimi işliyor. Federal bölgelerdeki devir teslimlerin ardından, gözler Eylül 2026'ya, yani Kürdistan Bölgesi’ndeki (Erbil) koalisyon varlığının da nihayete ereceği
1000Kitap
Navbera me de dûriyan bibin av û herin Ne rojhilat ne rojava me ji hev cuda neke Reşiya çavên te bila ruhê min bike esîr Tu û ez bibin wekî Mem û Zîn. B.Ü
Kurdî
Kürt siyasi hareketinin tüm stratejik aklını, hiyerarşisini ve duygusal meşruiyetini İmralı’ya endekslemiş olması; devlet için her bölgesel sıkışmada, her kart değişiminde devreye sokulabilecek kusursuz bir "zaman kazanma ve yönetme" mekanizması sunuyor. Devlet aklı, Kürt hareketinin elindeki en büyük kozları sırasıyla masaya koydurdu. Önce Öcalan’a tarihi çağrılar yaptırıldı, ardından örgütün fesih kararı (Mayıs 2025) ve nihayetinde sembolik de olsa o silah bırakma sahneleri (Temmuz 2025) yaşandı. Kürt tarafı ve DEM Parti, bu devasa tavizleri (silahsızlanmayı) verirken tabanına "Önderliğin özgürlüğü ve yasal/anayasal güvenceler" vadetti ya da bunu umdu. Ancak bugün geldiğimiz noktada (Mayıs 2026’da) Bahçeli ve Uçum’un koyduğu nihai sınır şu: “Öcalan cezaevinde kalmaya devam edecek, ona sadece hapishane sınırları içinde teknik bir 'koordinatörlük' verilecek. Etnik siyaset ve statü talebi ise tamamen yasak.” Kürt hareketi, tabanına ne Öcalan’ın fiziki özgürlüğünü ne de somut bir anayasal hakkı sunabilmiş oluyor. Dağdaki gücünü feda etmiş, siyasi söylemini esnetmiş ama karşılığında sadece "hücrede bir koordinatörlük unvanı" almış bir hareket konumuna düşürülüyor. İşte bu, hareketin kendi radikal tabanı nezdinde itibarsızlaştırılması projesidir. Peki devlet bu zamanı neden kazanmak istiyor? Cevap, Trump-Erdoğan hattında ve sınır ötesi dengelerde saklı. Ankara, içeride İmralı kartını sakız gibi uzatarak meclisteki legal siyaseti (DEM) ve Kandil/Rojava hattını oyalarken, sınır ötesinde askeri tahkimatını tamamlıyor. Bölgede büyük bir altüst oluş (örneğin ABD/İsrail'in İran’ı tamamen sıkıştırması veya çökertmesi) yaşanana kadar içerideki Kürt aktörlerin "bekle-gör" modunda, yani pasifize edilmiş şekilde kalması gerekiyor. Devlet içeride Kürtlere statü vermeyi tartışıyormuş
1000Kitap
Reklam
Reklam