Rojava’da insanlar ölmüyor sadece.
Rojava’da insanlar öldürülüyor.
Ve bu, kimsenin “haberim yoktu” diyemeyeceği kadar açık, çıplak ve sistemli.
Bir halk, haritaların keyfine göre nefessiz bırakılıyor.
Bir coğrafya, çıkar hesaplarının arasında sıkıştırılıyor.
Bir çocuk, büyük devletlerin kirli cümleleri yüzünden toprağa erken giriyor.
Soruyorum:
Bir halkın yaşama hakkı ne zaman pazarlık konusu oldu?
Bir çocuğun canı hangi masada “kabul edilebilir kayıp” sayıldı?
Rojava’da Kürtler, sadece silahla değil; inkârla, sessizlikle, ikiyüzlülükle vuruluyor.
Bombadan sağ çıkan, ambargodan boğuluyor.
Kurşundan kurtulan, yalnızlığa teslim ediliyor.
Dün demokrasi diyenler, bugün susuyor.
Dün insan hakları diye kürsüye çıkanlar, bugün takvimlerine bakıyor.
Çünkü Rojava, çıkarların yolunda bir “fazlalık” sayılıyor.
Ama şunu bilin:
Bir halkı yok saymak, onu yok etmez.
Sadece suçunuzu büyütür.
Rojava’da kadınlar hedef alınıyor çünkü korkutuyorlar.
Çünkü boyun eğmiyorlar.
Çünkü “kurtarılmayı bekleyen” değil, kendini savunan kadınlar onlar.
Bir kadın silah tuttu diye değil;
Bir kadın özne olduğu için vuruluyor.
Çocuklar öldürülüyor çünkü gelecektirler.
Çünkü hafızadırlar.
Çünkü bir halkın yarını, bugünden yok edilmek isteniyor.
Ve dünya…
Dünya bunu izliyor.
Sessizlik tarafsızlık değildir.
Sessizlik, faille aynı saftır.