Çin edebiyatından okuduğum ilk eser, yaşamakla yaşayamamak arasındaki ince çizgiye dair müthiş anlatım.Adı yaşamak olup da bu kadar ölüm barındıran, insanı derinden sarsan bir yaşam hikayesi.. Derin acılar kederlerle dolu iç sızlatan bir hikaye.
Aile servetini kumarda kaybeden Fugui'nin ailesine ve toprağa bağlanmasını ve onun yaşadıklarını anlatan kitap hayatın her alanına eleştiri getirebilecek nitelikte bir kitaptı.
"Yıllar sonra, yaşlı öküzüyle tarlasını sürerken tanıştığı bir yabancıya hayatından söz etmeye başladığında, şımarık bir gencin başına gelenlerden fazlasını sayıp dökecektir bu yüzden: Fugui, kendisiyle birlikte altı insanın hayatını, kaderin sürprizlerini, yaşamın acılarını ve sevinçlerini anlatır. "Kitabın tartışmasız en iyi karakteri benim için Fugui'nin karısı Jiazhen'di. Yaşadığı her şeyi olgunlukla karşılayıp ailesi için acısını kalbine gömen; Yatağa bağlı olmasına rağmen ailesine düşkünlüğü, beni çok etkiledi. Zengin bir ailesi olmasına rağmen ve evine dönebilecekken kendi ailesini asla bırakmaması ve hayatını kabullenmesi benim gözümde onu kitabın en iyi karakteri yaptı.
Hastane odasının meteforlaştırılması da büyük ihtimalle kitabın benim için punctum anı olacak.
Elimden bırakmak istemediğim, bir sonraki sayfada ne olacak diye heyecanla sayfayı çevirdiğim nadir eserlerdendi bu kitap. Cidden uzun zamandır bu kadar akıcı bir kitap okumamıştım. Kitapta merhameti, ölümü, dramı o kadar çok hissediyorsunuz ki sanki her şey karşınızda yaşanıyor gibiydi. Bir günde bile bitecek kadar akıcı bir kitaptı fakat ben hemen bitmesin diye hergün az az okudum ve ağlayarak bitirdim.