Dünyayı değiştiren ve dünyayı açan bir anlatı, tek bir kişinin hevesiyle keyfi olarak yaratılamaz. Aksine, çeşitli güçlerin ve aktörlerin dahil olduğu karmaşık bir sürece varlığını borçludur. Nihayetinde bir anlatı, zamanın ruh halinin bir ifadesidir. İçsel bir hakikat anına sahip olan bu tür anlatılar, bugünün içi boşaltılmış, birbirinin yerine geçebilen ve olumsal anlatılarıyla, yani herhangi bir çekim gücünden, ağırlıktan, herhangi bir hakikat anından yoksun günümüzün mikro-anlatılarıyla tezat oluştururlar.
Anlatılar varlığa demirlediğimiz çapa olduğu sürece, yani bize bir yer tayin ettikleri, hayatı anlam, dayanak ve istikamet ile bezeyerek dünyada-olmayı evde-olmaya dönüştürdükleri sürece, başka bir deyişle, yaşamın kendisi bir anlatıyken, hikâye anlatıcılığından veya anlatıdan asla söz edilmemiştir.