Roni

Roni
@ronimacbeth
Zehir korkusu susuzluk hissi karşısında zayıftır.
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
"Beni hatırladınız mı, Bay Cunningham?" Ben Jean Louise Finch. Bir keresinde bize ceviz getirmiştiniz, hatırladınız mı?" Tesadüfen tanıştığınız birinin sizi hatırlamadığında hissettiğiniz çaresizliğe kapılmaya başlamıştım. "Walter'la aynı okulda okuyorum," dedim bir deneme daha yaparak. "O, sizin oğlunuz değil mi? Öyle değil mi, efendim?" Bay Cunningham hafifçe başını sallayarak cevap verdi. Demek beni hatırlamıştı. "Oğlunuzla aynı sınıftayız," dedim. " Dersleri gayet iyi, o iyi bir çocuk," dedim. " Bir keresinde onu yemeğe davet etmiştik. Belki size benden söz etmiştir. Bir kere onu patakladım ama o bunu sorun etmedi. Ona benden selam söyleyin olur mu?" Atticus biriyle konuşurken kendi ilgi alanlarımızdan değil, o kişinin ilgi alanlarından söz etmenin kibar bir davranış olduğunu söylemişti. Bay Cunningham oğlundan söz etmemle pek ilgilenmediginden onu rahatlatmak için son bir denemeyle yine şartlı miras konusunu açtım. "Şartlı miras davaları tatsızlık," dedim ve yavaş yavaş sadece onun değil bütün kalabalığın beni dinlediğini fark ettim. Adamların hepsi bana bakıyordu. Bazılarının ağızları açık kalmıştı. Atticus Jem'i dürtüklemeyi kesmişti: Ikisi Dill'in yanında duruyorlardı. Yüzlerinde hayret dolu bir ifade vardı. Atticus bir keresinde insanın ağzının açık kalmasının kaba bir hareket olduğunu söylediği halde, onun bile ağzı şaşkınlıkla açık kalmıştı. Göz göze geldiğimizde ağzını hemen kapattı. "Şey Atticus, Bay Cunningham'a şartlı miras davalarının tatsız olduğunu söylüyordum ama sen endişelenmeye gerek olmadığını, bazen bu tür davaların sonuçlanmasının uzun sürdüğünü... Bu işi birlikte çözeceğimizi söylemiştin..." Söyleyeceklerim yavaş yavaş tükeniyordu ve büyük bir aptallık yapıp yapmadığımı düşünmeye başladım. Şartlı miras konusu oturma odasında konuşulduğunda
Jessie'den size bu kutuyu hazırlamasını istedi... Atticus yere eğilip şekerleme kutusunu yerden aldı. Kutuyu Jem'e uzattı. Jem kutuyu açtı. İçinde nemli pamuk parçaları arasında bembeyaz, parlak ve kusursuz bir kamelya duruyordu. Bir sütleğen çiçeğiydi. Jem'in gözleri az kalsın cukurlarından fırlayacaktı. "Ah o yaşlı iblis, yaşlı iblis!" diye bağırdı kutuyu fırlatıp "Neden beni rahat bırakmıyor?" Atticus aniden ayağa fırlayıp yanına gitti. Jem yüzünü Atticus'un gömleğinin ön tarafına yasladı. "Şıışş" dedi. "Sanırım, bu çiçekle artık her şeyin yolunda olduğunu söylemek istedi, Jem. Biliyor musun, o asil bir hanımefendiydi." "Bir hanımefendi mi?" Jem başını kaldırdı. Yüzü kıpkırmızı kesilmişti. " Hakkında söylediği onca şeyden sonra bir hanımefendi miydi?" " Evet. Birçok konuda benimkinden çok farklı görüşlere sahipti ama... Oğlum, az önce sana o yaramazlığı yapmasaydın bile seni ona yollardım dedim. Onunla ilgili bir şeyi görmeni istedim. Gerçek cesaretin ne olduğunu, cesaretin bir insanın eline bir silah alması anlamına gelmediğini görmeni istedim. Daha başlamadan yenileceğini bildiğin halde başlamak ve ne olursa olsun sonuna kadar devam etmek demektir cesaret. Nadiren olsa da bazen kazanırsın. Bayan Dubose verdiği savaşı kırk sekiz kilosunun kırk sekiz kilosuyla da kazandı. Ona göre, hiçbir şeye ve kimseye bağlı olmadan öldü. Hayatımda tanıdığım en cesur insandı."
"Jeremy Finch, kamelyalarımı mahvettiğin için pişman olacağını söylemiştim. Pişmansın değil mi?" Jem kesinlikle pişman olduğunu söylüyordu. "Sütleğenlerimi de öldürebileceğini sandın, değil mi? Jessie onların tekrar büyümeye başladığını söyledi. Bir dahaki sefere ne yapman gerektiğini biliyorsun, değil mi? Köklerinden çekip çıkarman gerek, tamam mi?" Jem kesinlikle öyle yapacağını söyledi.
Üçümüz onun evine vardığımızda, Atticus şapkasını çıkarıp nazikçe ona sallar, " İyi akşamlar, Bayan Dubose! Bu gece bir tablo gibisiniz." derdi. Sonra şapkasını geri takar, yaşlı kadının gözlerinin önünde beni omuzlarına oturturdu ve hep birlikte alacakaranlikta evimize yürürdük. İşte bu gibi anlarda silahlardan nefret eden ve hayatında hiçbir savaşa katılmamış olan babamın dünyanın en cesur adamı olduğunu düşünürdüm.
Sayfa 132 - Epsilon