Uzun zamandır okuduğum en iyi kitaplardan bir tanesi diyebilir. Kitabın finali ilerleyişinden belli oluyor ama okuması kolay ve akıcı bir kitap. Ben kütüphaneden ödünç alıp okumuştum fakat kendi kitaplığımda da olması gerektiğini düşündüğüm için satın alacağım. Kitabın konusuna gelecek olursak; Başrolümüzde Nora Seed adında 35 yaşındaki bir kadın. Nora, yaşamı boyunca hep başkalarını etkilemek için, sevilmek için, övülmek için, en çok da görülebilmek için çabalayan ve bunun sonucunda da kendinden uzaklaşmış depresif bir ruh haline sahip biri haline dönüşmüş bir kadın. Kendini yalnız, çaresiz, beceriksiz, işe yaramaz ve acı çektiğini düşündüğü için intihar etmeye karar veriyor işte kitap da tam bu noktada başlıyor. ‘ Gece yarısı kütüphanesi ‘ adında bir kütüphanede buluyor kendini. Bu kütüphanede; yaşamak istediği hayatları, anları tekrar yaşama fırsatı veriliyor ve pişmanlık duyduğu sonunu getirmediği hayatların sonunu görme şansı veriliyor.
Benim bu kitaptan çıkardığım en önemli mesaj: Bu hayata bir kere geliyoruz ve yazık ki Nora Seed’e verilen fırsat bize verilmeyecek o yüzden sadece kendi mutluluğumuz, huzurumuz, başarımız en çok da bir başkasının bizi sevmesi için değil de kendimizi sevmek, mutlu etmek için yaşamamız gerektiği mesajını verdi.
En çok kendimize değer verelim bir başkasına değil. Önce ben sonrası sonra her türlü hallolur.
Hayatta ne kadar dürüst olursan ol, insanların ancak kendi gerçekliklerine en yakın olan şeyleri görebildiğini Nora artık anlamıştı.
Thoreau'nun dediği gibi: "Neye baktığın değil, ne gördüğün önemlidir."
"... Anlaşılan hayat boyu gerçekten düşünmediğin şeyleri söyleyip durmuşsun. Bariyerlerinden biri de bu."
"Bariyer mi?"
"Evet. Sende çok var. Gerçeği görmene engel oluyorlar."
"Hangi konuda?"
"Kendinle ilgili. Artık cidden denemeye başlamalısın. Çünkü mühim olan bu."
....hayatın anlamı bundan ibaretti. Kendine tanıklık eden bir dünya gibi olmak. Nora'nın ve abisinin anne babasını mutsuz eden şey başaramamak değil, başarılı olma beklentisiydi belki. Hiç bilemiyordu cidden. Ama o teknede bir şeyin farkına vardı. Annesiyle babasını zannetiğinden çok daha fazla seviyordu ve Nora o an ikisini de sonsuza kadar affetti.