Sonrasında sıra aşırı uçların varlıklarının temeline tehlikeli bir başkaldırı olarak gördükleri eğitime geldi. Eğitim çocuklara sorgulamayı öğrettiği, en azından böyle bir potansiyel taşıdığı için tehlikeliydi. Eğitimsiz bir halk, baskıcı rejimin en güçlü silahıydı. "Kız çocuklarının okuması kabul edilemez, haşaaa!" demişti Taliban. Kız çocukları sadece burka giyerse ve dini eğitim alırsa okula gidebilirdi. Oysa Malala yüzünü örtmek istemiyordu; "Yüzümü örtmek kimliğimi örtmek gibiydi." Öte yandan Taliban'ın emrine uymamak, ölüm cezası demekti.
Halk artık çok huzursuzdu. Huzursuz olduğunu söylemek bile suçtu. Malala'nın deyimiyle, "Bazı insanlar hayaletlerden, bazıları örümceklerden ya da yılanlardan korkar; o günlerde biz insanlardan korkuyorduk."
"Tutku, insanı acıdan değişime taşıyan köprüdür," demişti bir keresinde. İlginçtir ki, İngilizcede tutku anlamına gelen passion kelimesinin Latince kökü passio, "acı çekmek" demektir.
Dehası, insan üstü çalışkanlığı ve üretkenliğinde, yedi kez düşüp sekiz kez kalkmasında, kadın olarak o dönemde önüne konulan engellere cesaretle meydan okuyan güçlü karakterindeydi. Gördüğü baskıya rağmen düşüncelerini özgürce ifade etmekten kaçınmamıştı. Özellikle erkek yazarların eleştirilerine maruz kaldığında cevabı sert ve netti: "(Yazarlığıma) ilişemezsiniz, bunu bana kimse babasının kesesinden rüşvet, iane, sadaka veya taltif makamında vermedi.