büşra

büşra
@rosedaws
sadece kaliteli okurlar
Puan vermedi·160 syf.··
2026 9. kitabı
·
22 günde okudu
·
Okunma: 05 Haziran 2026 22:15
Saraybosna Radyosu Son zamanlarda çok satanlar listelerinde sıkça karşıma çıkan ve hakkında neredeyse hiç olumsuz yorum görmediğim bir kitapla karşı karşıyayız. Tijan Sila ile ilk kez bu kitap sayesinde tanıştım. Aslında Saraybosna Radyosu’nu geçtiğimiz bayramdan önce okumaya başlamıştım ancak bayram telaşı nedeniyle okumaya ara vermek zorunda kaldım. Memleket dönüşü kitaba yeniden döndüğümde ise bu kez çok daha odaklanmış bir şekilde satırların arasında kaybolabildim. Yazar, kendi yaşam öyküsünden bir kesiti okurla paylaşıyor. Kitabın arka planında ise Bosna-Hersek’in bağımsızlığını ilan etmesinin ardından başlayan ve tarihten de aşina olduğumuz Saraybosna Kuşatması yer alıyor. Bosnalı Sırpların Sırbistan tarafından desteklenmesiyle şehir yıllarca kuşatma altında kalmış ve insanlar son derece zor koşullarda yaşam mücadelesi vermek zorunda bırakılmış. Kitapta, yazarın çocukluk yıllarına dönüyor; savaşın gölgesinde büyüyen bir çocuğun dünyasına tanıklık ediyoruz. Açlıkla mücadele etmek, temel ihtiyaçlara ulaşamamak ve sürekli bir belirsizlik içinde yaşamak, zaten zor olan çocukluk dönemini daha da ağırlaştırıyor. Özellikle bir çocuğun savaşın ortasında kalmasının nasıl derin izler bırakabileceğini etkileyici bir şekilde hissettiriyor. Öte yandan, yazarın ergenliğe adım attığı dönemde kendi bedenini ve çevresini keşfetme süreçleri de oldukça sansürsüz bir dille anlatılmış. Bu bölümler benim için kitabın en güçlü kısımları olmadı. Ancak Tijan’ın, arkadaşlarından farklı bir duruş sergilemesi ve kendi değerlerinden ödün vermemesi karakterine dair dikkat çekici bir ayrıntı olarak öne çıkıyor. Ailesiyle birlikte Almanya’ya göç ettikten sonra yaşadıklarını kaleme alan yazar, savaşın ve göçün birey üzerinde bıraktığı izleri unutulmaya bırakmıyor. Saraybosna Radyosu,
1000Kitap
Saraybosna RadyosuTijan Sila · Siren Yayınları · 2025763 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Puan vermedi·168 syf.··
2026 6. kitabı
Boyun Eğmeyen Kadınlar’ı bitirdim. Farklı coğrafyalardan kadınların hayat hikâyelerini ve mücadelelerini okumak oldukça keyifliydi. Özellikle Frida Kahlo ve Virginia Woolf bölümleri bende ayrı bir etki bıraktı. Her bir kadının kendi döneminde ve şartlarında verdiği mücadeleyi görmek gerçekten ilham vericiydi. Kitabın dergide yayımlanan yazıların bir araya getirilmesiyle hazırlanmış olması da bence zaten anlatım tarzını belirleyen bir detay olmuş. Bu yüzden okurken farklı hayatlara kısa kısa dokunuyormuş hissi veriyor. Bazı bölümlerde geçen sloganlar ve politik göndermeler ise bana çok yakın hissettirmedi. Kadın hakları konusunda ben daha çok Mustafa Kemal Atatürk’ün kadınlar için ortaya koyduğu fikirleri ve Cumhuriyet döneminde kazanılan hakları kendime daha yakın buluyorum. Yine de farklı bakış açılarını görmek ve farklı kadınların mücadelelerine tanıklık etmek kitap adına değerliydi.
1000Kitap
Boyun Eğmeyen KadınlarBahar Eriş · Alfa Yayınları · 2025334 okunma
Kişisel Bir İnceleme
9/10
·224 syf.··
2026 1. kitabı
·
22 günde okudu
·
Okunma: 05 Ocak 2026 01:09
Kitaba ilk başladığımda açıkçası biraz sıkıldım. Tam bir önsöz olmayan, sanki başta oyalayan bir konuşma varmış hissi uyandırdı. Bu yüzden kitaba ısınmam zaman aldı. Ancak ilerledikçe bu duygu yerini bambaşka bir hâle bıraktı. Beyhan Budak bu kitapta bana hiçbir zaman bir psikolog gibi yukarıdan seslenmedi. Daha çok iki insanın karşılıklı oturup sohbet ettiği bir hâli vardı. Danışan–psikolog ilişkisi değil de, sanki iki taraf da yaşadıklarını ortaya koyuyor, empati kuruyor ve birlikte düşünüyor gibiydi. Bu sohbet havası benim çok hoşuma gitti. Hayatta yaşadığımız deneyimler, iletişim problemleri, insanlarla ve kendimizle ilgili hissettiğimiz karmaşık duygular oldukça yalın bir dille ele alınmış. Zaman zaman verilen örnekler de anlatılanları daha gerçek ve tanıdık hâle getiriyor. Özellikle arkadaşlık konusu beni fazlasıyla düşündürdü. Çünkü bu, benim en çok zorlandığım alanlardan biri. Kendi sınırlarımı fark edip bunu mesafe olarak yansıttığımda, eskisi gibi olmadığım için bir anda “kötü insan” olduğumu hissettiğim çok oldu. Kendimi ifade etmeye çalışıyordum ama karşı taraf anlamadığında suçu yine kendimde arıyordum. Bu durum kitabı okurken sık sık karşıma çıktı ve ister istemez kendi hayatımla bağ kurdum. Son sayfalarda karşıma çıkan bir alıntı ise beni gerçekten sarstı: “Bize zarar verdiğini düşündüğümüz her insanı hayatımızdan çıkarırsak yalnız kalırız… Aşırı yalnızlık, yani kaliteli yalnızlık, kaliteli bir depresyona sebep olabilir.” Bu cümle beni uzun uzun düşündürdü. Çünkü son dönemlerde bana faydası olmayan, varlığıyla yokluğu bir olan ya da en baştan bunu belli eden insanlarla iletişimi kestim. Kendimi anlatmaya çalışmak istemiyorum artık. Önce sınırlarımı koyup bir süre gözlemliyorum, sonra o kişinin hayatımda durmasını istemiyorsam tamamen çıkarıyorum.
1000Kitap
Hayat Acemileri İçin Yaşam RehberiBeyhan Budak · Kronik Kitap · 20243,735 okunma
R.F. Kuang’dan YELLOWFACE
7/10
·303 syf.··
2025 38. kitabı
·
22 günde okudu
·
Okunma: 03 Aralık 2025 21:26
Bu yıl sürekli reklamını gördüğümüz, herkesin hakkında konuştuğu bir kitap vardı. Özellikle kıskançlık ve rekabet konularını çok yoğun işlediğini duyuyordum. Merakıma yenik düşüp başladım ama bitirmem tahmin ettiğimden uzun sürdü. Kitabı kapatır kapatmaz da düşüncelerimi yazmak istedim. Hikâye Juniper ve Athena üzerine kurulu. Kağıt üzerinde iki yakın arkadaş gibi görünseler de ilişkileri aslında tek taraflı bir çekişme dolu. Juniper üniversite yıllarından beri Athena’yı hem seviyor hem de onun başarısını bir türlü hazmedemiyor. Athena’nın yıldızı parladıkça Juniper kendini daha gölgede kalmış hissediyor. Bir gün birlikte yemek yerlerken Athena talihsiz bir şekilde hayatını kaybediyor. Juniper bu olayı kaldıramıyor mu, yoksa bu olayı kendi yararına mı çeviriyor, okurken bunu düşünmeden edemiyorsunuz. Çünkü kısa süre sonra Athena’nın tamamlanmamış taslaklarını gizlice okuyup hikâyeyi kendine göre düzenleyerek kendi kitabı gibi yayımlatıyor. Asıl olayların başlaması da zaten burası. Kitap boyunca yayınevleri, yazar dünyası, sosyal medyanın linç kültürü ve başarı baskısının insanlar üzerindeki etkilerini görüyoruz. Juniper her adımında biraz daha batıyor. Athena’nın yokluğu uzaktan bir hayalet gibi dolaşıyor; her şey Juniper’in foyasını ortaya çıkaracak şekilde gelişiyor. Eski sevgililer, yazar adayları, rekabet, küskünlük… Kim varsa bir şekilde ortaya çıkıyor. Juniper ise Athena’nın sesini taklit ederek ilerlediği için yeni bir şey üretemiyor. Kendi sesi yokmuş gibi davranıyor. Bu tıkanma onu daha da panik hale getiriyor ve yeni krizler yaratarak dikkat dağıtmaya çalışıyor. Ama bu da beklediği gibi gitmiyor. Okurken bir ara “Keşke gerçekten Athena’nın yazdığı bir kitap olsa da okusak” dedim. Çünkü anlatılan hikâyede Athena’nın kalemi çok övülüyor. İkisinin
1000Kitap
Sarı YüzR. F. Kuang · İthaki Yayınları · 202513,4bin okunma
7/10
·200 syf.··
2025 37. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 07 Kasım 2025 22:53
Japon edebiyatından okumaya devam ediyorum. Kahve Soğumadan Önce de aslında uzun zamandır elimdeydi ama okuma zamanı şimdi gelmiş gibi hissettim. Kitabı ilk açtığımda açıkçası çok da bayılacağımı düşünmemiştim. Hatta bazı karakterler var ki, davranışlarıyla insanın sinirini hafif hafif bozuyor. Ama sayfalar ilerledikçe, onlara da anlayışla bakmaya başlıyorsun. Yani kitabın olayı zaten duygunun yavaş yavaş açılması. Kitap tamamen Funiculi Funicula adında küçük bir kafede geçiyor. Burada dört farklı hikâye anlatılıyor. Hepsi de bu kafeye gelen insanların hayatlarından küçük ama ağır yerler. Birinin yas tutması, birinin artık geri dönemeyecek bir sevgiliyi kabullenmesi, birinin o söylenememiş cümleyi içinde taşıması… Böyle şeyler. Bu kafenin en ilginç yanı şu: Doğru sandalyeye oturup kahveni içmeye başlarsan geçmişe ya da geleceğe gidebiliyorsun. Ama kurallar var. En önemlisi: Kahve soğumadan geri dönmek zorundasın. Ve ne yaparsan yap, şimdiki zamanı değiştiremiyorsun. Yani aslında geçmişe gidip “Keşke şunu şöyle yapsaydım” durumu yok. Sadece içindeki şeyle yüzleşiyorsun. Bu bana çok gerçek geldi. Bir de şunu söylemeden geçemeyeceğim: Japon isimleri yüzünden hangi karakter kadın hangisi erkek anlamakta biraz zorlandım. Ama kitabı okuyunca fark ettim ki, zaten hikâyenin duygusu cinsiyete bağlı değil. Kim olduklarından çok ne hissettikleri önemli. ⸻ Funiculi Funicula Şarkısı Kafenin adı boşuna değil. Kitapta da geçiyor zaten. “Funiculi Funicula” İtalya’da eski bir şarkı. Teleferikle dağa çıkıp inmek üzerine. Şarkının anlamı kabaca şöyle: “Hayat yukarı aşağı gidiyor. Bazen yükseliyorsun, bazen düşüyorsun. Ama birlikte gidilirse daha katlanılır.” Bence bu isim kafenin ve kitabın ruhunu çok güzel anlatıyor. Çünkü bu hikâyelerde de insanlar iniş çıkışlarının tam
1000Kitap
Kahve Soğumadan ÖnceToshikazu Kawaguchi · Epsilon Yayınevi · 202110bin okunma