Bugün hâlâ dünyanın farklı yerlerinde eşitlik, özgürlük ve hak ettikleri saygı için mücadele eden, içindeki potansiyeli gerçekleştirmek için var gücüyle çabalayan ya da potansiyelinin farkında bile olmayan sayısız kadın var.
Toplum çoğu zaman dehayı, yüksek sesle konuşanlarda, büyük buluşlarda, sahnelerde alkışlanan isimlerde arar. Oysa bir başka açıdan bakıldığında deha, görünmez olmanın içinde bile varlığını sürdürme gücü değil midir? Deha, hayatın en dar aralıklarından ışık sızdırabilme yetisi değil midir?
Bir ebeveynin yokluk içinde sevgiyi büyütmesinde, bir kadının adaletsizlik karşısında susmamayı seçmesinde, bir insanın düştükten sonra yeniden ayağa kalkmasında gizlidir. Her günkü emekleriyle dünyayı biraz daha adil, biraz daha yaşanabilir kılanların o sessiz yaratma gücündedir.
Birçok kız çocuğu ve kadın, kendi ışığını fazla parlatmaktan korkar çünkü gölgede kalmak edep, us, zarafet diye öğretilmiştir. Sessizlik, geride durmak, itaat; marifet gibi sunulmuştur. Oysa bastırılmış bir potansiyelle yaşamak zordur, haksızlıktır ve bazen insanı hasta bile eder.
Kadınlar edebiyat dünyasından da uzun süre dışlandı. Dünyaca ünlü Brontë kardeşler, önce erkek isimleri kullanarak yazdılar. On dokuzuncu yüzyılın başında Avrupa'nın en popüler yazarlarından olan George Sand, aslında Aurore Dupin'di; George Eliot'un aslında Mary Ann Evans olduğu gibi...
Einstein'ın ilk eşi Mileva Marić de bir matematik ve fizik dehasıydı. Okula kabul edilen az sayıda kadından biriydi. Einstein'la evlenip iki çocuk yaptıktan sonra bilimsel çalışmalarını sürdüremedi.