Zamanın ve mekanın belirsiz olduğu -orada bir yerde- öyküler.Ve hepsinde karanlık bir atmosfer.Türkgeldi’nin kendine has bir anlatım tarzı var.Öykülerinde adım adım ilerlerken o çarpıcı sonları ile zihinlerde güzel bir tat bırakıyor.Öykülerin birbirlerine ince birer iple bağlı oluşu ve birbirlerine göndermeler yapması çok hoşuma gitti.Okurken bu küçük detayları yakalamak ayrı bir zevk verdi.
En çok beğendiğim öykü ‘İlk Görüşte Ölüm’.Nick Cave’in Where The Wild Roses Grow şarkısından yapılan alıntı ve şarkının öyküyle uyumu mükemmel bir detay benim için.
“Bir şeye sahip olmanın en çekici yanı nedir? Sahip olduğu şeyin kaderini elinde tutmaktır. Sözgelimi bir tablodan bahsediyorsak, onu istediği yere istediğin şekilde asmak, keyfince çerçeveletmek, dilediği kişiye hediye etmek, sabahlara kadar seyretmek, yüceltmek veya yerin dibine sokmak, bir kenara atıp unutmak, hatta isterse bozmak, yok etmek artık sahibinin tasarrufundadır. Ve işte, bir güzelliği hayranlıkla seyre dalan bakışta, bunu takdir etme, sevme kadar onu kontrol etme, yeri geldiğinde bozma, mahvetme isteği de gizlidir aslında.”
“Çünkü güzel, bozulacağı için güzeldir.Uçucu, geçici olduğu için.”