Bizi bu bencillikten edebiyat kurtarır, şiirler, hikâyeler, romanlar, tiyatro eserleri, denemeler kurtarır. Öteki insanların içlerini bize onlar açıverir, bize başkalarını onlar duyurur. Bir kimseyi görüp de okuduğunuz romanlardan, gördüğünüz oyunlardan birinin bir kişisini hatırlarsanız: "Ah! Bu bir Anna Karenina! Bu bir Julien Sorel! Bu bir Tartuffe!" derseniz, başkalarını içlerinden anlıyorsunuz, onları kendi içinizde, hayalinizde gerçekleştiriyorsunuz demektir.
Dolayısıyla az yazanın iyi bir belleği olması gerekir, az konuşanın keskin zekâlı, az okuyanın da bilmediğini bilir gibi görünebilmek için kurnaz olması gerekir. Tarih insanı bilge kılar, şiir iç zenginliği, matematik titizlik, doğal bilimler derinlik, mantık ile söz söyleme sanatı ise şaşırtma yeteneği kazandırır.
Bakarsınız, sıradan bir insandır, yükseköğrenim görmemiş, doktora yapmamış, iki yıl NewYork'ta, üç yıl Londra'da, dört yıl Paris'te yaşamamış, kuzeyi, güneyi, doğusu, batısı bütün dünyayı dolaşmamıştır; ama yaşam anlayışına, olaylara yaklaşımına, bilgisine, görgüsüne, değerlendirmelerine hayran kalırsınız; gerçek bir aydındır.
"Herkesin 'aydın nitelikleri' edinmesini özlüyorum" derken bunun ulaşılması neredeyse olanaksız bir düş olduğunu biliyorum, ama eğitimin, öğretimin bu düşe dönük olmasından da toplumumuzun çok şey kazanacağına inanıyorum.
*Memet Fuat