Kitap kulübü ile okumaya başladığım Leziz Kadavralar; sınırlarımı zorlayan, okurken rahatsız edip iğrendiren bir kitap olsa da bir sonraki sayfada ne olduğunu merak ettirecek bir ustalıkla kaleme alındığı için okuyup bitirdim. Okuma sürecinde, kitabı pek çok kez yarım bırakmak istedim. Yarıladığım ve artık daha fazla rahatsız edici unsur yazılamaz dediğim anda, avcıların yemek sofrası bölümü ile karşılaştım ve o an gerçekten kitabı okumayı bırakmıştım ama Jazmin için devam ettim. Çünkü onun, bir şekilde o evreni değiştireceğine dair umudum vardı. En azından direnecekti ve Marcos da, öncesinde Jazmin’e yaptığı iğrençliğe rağmen anne ve babasının hatırına savaşacaktı. Fakat Marcos, sürekli eleştirdiği o kız kardeşinden çok daha kötü ve acımasız biri. Kız kardeşi en azından bir şeyleri bilmediği, ne denilirse onu yaptığı için bir şeyler yapıyor ama Marcos her şeyi bildiği, karşı olduğu, geri kalanları kınadığı halde herkesten çok daha iğrenç ve kötü.
Kitabı okurken, “tam anlamıyla bir erkeğin bakış açısıyla yazılmış bir kitap” olduğuna dair kesin bir düşüncem vardı. Fakat o son sahne; yalnızca bir kadının kaleminden çıkacak kadar ince düşünülmüş, kadın ve erkeği analiz ederken hassas bir gözlemle kaleme alınmış ve ilmek ilmek zekice kurgulanmış olduğunu çarpıcı bir şekilde gösterdi.
Kitabı sevip sevmeme konusunda emin değilim. Etkileyici ve düşündürücü bir kitap ama herkesin okuyabileceği bir kitap değil.
Kitapta yazılanlar; alelade bir korku distopyasından ziyade, daha derin meseleleri anlatan ve insanı her okuyuşunda farklı bir gerçeklikle yüzleştirme potansiyeline sahipti. Ben bu yönünden dolayı Hayvan Çiftliği ile Leziz Kadavralar arasında bağ kurdum. Fakat Leziz Kadavralar, Hayvan Çiftliği gibi tekrar tekrar okumayı kaldırabileceğim bir kitap değil.