"Ve sonra, kudurmuş dalgaların kıyıya attığı çocuk, doğanın onu ışığa karıştırmak için bir gayretle anasının bağrından kopardığı anda toprağın üzerine çıplak, dilsiz, yaşamak için gerekli her şeyden yoksun uzandı; doğum yerini ağlamaklı çığlıklarıyla doldurdu.
Yaşamının tüm akışı içinde ona geriye acı çekeceği bunca kötülük kaldığına göre ağlamakta haklıydı. Aksine, tüm hayvanlar, küçük ve büyük baş hayvanlar, vahşi hayvanlar kolayca büyür; ne çıngıraklı oyuncaklara, ne de bir sütannenin sevimli ve okşayıcı seslenmelerine gereksinimleri vardır. Onlar mevsimlere göre giysilerin arayışında da değillerdir; becerikli yeryüzü ve doğa gereksinimlerini bolluk içinde sağladığına göre, mülklerini korumak için onlara ne silahlar, ne de yüksek duvarlar gerekir."
"Kendini beğenmişlik bizim doğal ve öteden beri hep var olan hastalığımızdır. Tüm yaratıkların en bahtsızı ve en kırılganı insandır; aynı zamanda en mağrur olanı da. Kendini beğenmişlik, şu ölümlü âlemde dünyanın çamur ve çöplüğü içinde, en kötüye bağlanmış ve çivilenmiş olarak, evrenin en ölü ve en kokuşmuş bölgesinde, meskenlerin son katında, gök kubbenin en uzak yerinde, bu üçünün en kötü koşulundaki hayvanlarla birlikte kendini hissettirir ve gösterir."
"Ağaçlara ve hatta bitkilere karşı belirli bir saygı ve bir genel insanlık görevi borcumuz kalır. İnsanlara adalet, öteki yaratıklara ise hissedebildikleri iyiliği ve şefkati borçluyuz. Aramızda bir tür ilişki ve karşılıklı zorunluluklar var."