Bazen insanın içindekileri dökmesi çok iyidir. Katlanmak zorunda olduğu şeyleri tanıması, bilmesi gerekir nihayet. Ama bize acı verecek, üzecek şeyleri de boyuna eşelemekten sakınmalıyız..
İnsan karşılaştığı olayları çocukluğunda tüm derinliği ve tazeliğiyle yaşar ancak, yani on üç on dört yaşına kadar, ondan sonra hazırdan yer, çocukluğundaki yaşantılarla beslenir hep.
“Sen hiçbir şey olmak istemiyor musun peki? Mimar örneğin ya da bahçıvan, belki bir ressam?”
“İstemiyorum. Bir bahçıvanımız var bizim, evimiz de var. Ben bambaşka şeyler yapabilmek istiyorum.
Ama şimdi beni rahatsız eden şeylerin işin teknik yönüyle hiç ilgisi yok. Nasıl söyleyeyim, birkaç yıldan beri giderek daha sık yaşadığım bir şey var, bir manzara karşısında ansızın çocukluk günlerime gidiyor aklım. O günler her şey daha bir başkaydı. Çocukluğumun birazını bir resme aktarmayı çok isterdim. Bazen birkaç dakikalık bir süre öyle oluyor ki, ansızın çocukluk günlerimdeki o tuhaf parıltıyı yeniden karşımda buluyorum. Ama yeterli değil bu kadarı.