Bazen insanın içindekileri dökmesi çok iyidir. Katlanmak zorunda olduğu şeyleri tanıması, bilmesi gerekir nihayet. Ama bize acı verecek, üzecek şeyleri de boyuna eşelemekten sakınmalıyız..
Alıntı
İnsan karşılaştığı olayları çocukluğunda tüm derinliği ve tazeliğiyle yaşar ancak, yani on üç on dört yaşına kadar, ondan sonra hazırdan yer, çocukluğundaki yaşantılarla beslenir hep.
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Kor gibi bir acı içini yakıp kavuruyor olsa da, yaşamdı bu yine de, ışıktı, aydınlıktı ve gelecekti.
“Sen hiçbir şey olmak istemiyor musun peki? Mimar örneğin ya da bahçıvan, belki bir ressam?” “İstemiyorum. Bir bahçıvanımız var bizim, evimiz de var. Ben bambaşka şeyler yapabilmek istiyorum. Narbülbüllerinin birbirlerine söylediklerini anlamak istiyorum. Sonra, ağaçların kökleriyle nasıl su içebiliyor, nasıl öyle büyüyebiliyorlar, görmek istiyorum. Sanırım bunu doğru dürüst bilen yok hiç. Öğretmenim bir sürü şey biliyor, ama hepsi sıkıcı şeyler.” Pierre, Bay Burkhardt’ın dizlerine oturmuş, onun kemerinin tokasıyla oynuyordu. “Her şey bilinemez ki,” dedi Bay Burkhardt güler yüzle. “Pek çok şey görülebilir yalnız ve güzel oldukları için de sevinmek gerekir, o kadar. İleride bir gün Hindistan’a gelip beni ziyaret edersen, günlerce kocaman bir gemide dolaşıp durursun, geminin önünde de küçük küçük balıklar ikide bir sudan başlarını çıkarırlar, cam gibi küçük kanatları vardır hepsinin, hepsi de uçabilir. Sonra, bazen de kuşlar gelir çok çok uzaklardan, yabancı adalardan uça uça gelirler, yolda yoruldukları için gemiye konarlar, böyle pek fazla insanın denizde dolaşmasına şaşıp kalırlar. Onlar da bizim için, ah şunları bir anlayabilsek, diye geçirirler içlerinden, nereden geldiğimizi, isimlerimizin ne olduğunu bize sormak isterler. Ama soramazlar tabii, birbirimizin gözlerine bakar, başlarımızı sallarız, o kadar. Kuşlar dinlenecekleri kadar dinlendikten sonra şöyle bir silkiniir, denizin üzerinde yeniden uçup giderler.” “Peki, bu kuşların isimleri ne, hiç bilen yok mu?” “Olmaz olur mu, isimleri biliniyor kuşkusuz. Ama öyle isimler ki, hepsini insanlar vermiş kuşlara; birbirlerini çağırırken kendileri ne diyor, onu bilen yok işte.”
Ama şimdi beni rahatsız eden şeylerin işin teknik yönüyle hiç ilgisi yok. Nasıl söyleyeyim, birkaç yıldan beri giderek daha sık yaşadığım bir şey var, bir manzara karşısında ansızın çocukluk günlerime gidiyor aklım. O günler her şey daha bir başkaydı. Çocukluğumun birazını bir resme aktarmayı çok isterdim. Bazen birkaç dakikalık bir süre öyle oluyor ki, ansızın çocukluk günlerimdeki o tuhaf parıltıyı yeniden karşımda buluyorum. Ama yeterli değil bu kadarı.
Bana öyle geliyor ki, insan ne kadar öğrense yine de öğrenmediği çok şey kalıyor.