Rosshalde Malikanesi... Dışarıdan huzurlu görünen bu evde yaşayan bir ressamın, ailesiyle arasındaki aşılmaz duvarları ve yalnızlığını anlatıyor. Evliliğindeki yabancılaşma ve duygusal kopuş, onu kendi mülkünde bir mahkuma dönüştürmüş. Çocukluk arkadaşının ziyaretiyle hayatını sorgulamaya başlar, sanatçı kimliği ile babalık ve eşlik sorumlulukları arasında da sıkışıp kalır. Kitap, karakterin kendi özgürlüğüne ulaşmak için neleri feda etmesi gerektiğini hüzünlü bir dille anlatıyor.
Anlatım o kadar zarif ki karakterlerin arasındaki o aşılmaz duvarlar seni öfkelendirmek yerine derin bir hüzne sürüklüyor. Melankolinin içinde buluyorsun kendini. Kısacası; kalbi yorgun olanların, sessizce anlaşılmayı bekleyenlerin kitabı bu bence. Rosshalde, aslında bir "sessiz veda" hikayesi de diyebiliriz. Hermann Hesse'nin okuduğum ikinci kitabı, Bozkırkurdu'nu okurken de aynı hisleri yaşadım. Zarif ama bir o kadar yoğun melankoli.
Sonu beni çok üzdü :,,( Böyle bir son beklemiyordum hiç.
Özgürlük için bedel ödemek zorunda kalmak, en değerli varlığını kaybetmek...
Bence; özgürlük, eğer elinizde tutacak kimse kalmadığında geliyorsa, o artık bir kurtuluş değil, sadece sonsuz bir boşluktur.
Ağır bir ceza gibi...
Evet, sevebilen mutludur... Kitap tüm mesajını tek bir başlıkta vurgulamayı başarmış. İçinde öykü, deneme ve şiiri harmanlayıp en sonunda tüm içerikleri tek bir mesaja indirgemiş gerçekten. Güzeldi, akıcıydı, okuması keyifliydi. Hesse'nin kitaplarındaki dinlendirici ton bu kitapta da kendini göstermişti. Ancak farklı bir açıdan ele alırsak, Hesse'nin okuduğum kitaplarının arasında bireyciliğini en çok kanıtladığı eseri diyebilirim buna. Siddhartha'dan tutun da Bozkırkurdu'na, Gertrud'dan Rosshalde'ye kadar tüm eserlerindeki bireyci tutum, bu sefer de sevgi eyleminde karşılık buluyor. Öyle ki sevilmeyi bile kontrol dışı bulduğundan olsa gerek, tek başına sevme eylemini yüceltebileceği kadar yüceltmiş eserin genelinde. Bu sebepten dolayı da Hesse ile tanışma kitabı olmaması daha yerinde olabilir.
Bu bir “kötü insanların” hikâyesi değil.
Herkes elinden geleni yapıyor ama hayat yine de kırıyor. Ve buna bir çare yok. Henüz oradayken görülmeyişimizin bir çaresi yok.
RosshaldeHermann Hesse · Yapı Kredi Yayınları · 2019846 okunma
Uzun zaman sonra şöyle saran bir kitap okumamıştım. Hele ki son bölümler o kadar üzücüydü ki sol bademcik şişti resmen üzüntüden.
Şimdi durum şöyle, ana karakterler çok iyi entegre edilmiş kitaba. Bay Veraguth ve Bayan Veraguth iki çocuklu mutsuz ve durağan bir evlilik sürdürüyor. Büyük oğlu Albert Bay Veraguth ile arası iyi değil. Babasına karşı oldukça hırçın biri çünkü bizim Albert müzikle ilgileniyor babası da müziği sevmiyor. Haaa bahsetmeden edemeyeceğim bu bizim Bay Veraguth ressam ve ünlü biri ama 'anguth' . Ailesine zaman ayırmak yerine sürekli resim yapmakla meşgul ve onları geçiştirip duruyor. Albert ile arası bozuk karısıyla zaten konuşmuyor bile. Aradan epey zaman sonra Veraguth'un arkadaşı Otto çıkageliyor. Bizim anguth oldu bir yaşam canlısı, şaraplar gezmeler tozmalar havada uçuşuyor. Bu Otto da bizimkine demez mi gel bu hayattan Hindistan'a gidelim orda yeni bir hayat kur falan. Ama Bay Veraguth'un küçük oğlu Pierre'e bir düşkünlüğü var. Aslında o evde sevme ihtimali olarak bir tek Pierre kaldı. Yani babası Pierre onu sevsin istiyor. Bay Veraguth eşiyle boşanma aşamasında Pierre biraz büyüsün evli evine köylü köyüne olacak . Ama sonra öyle bir şey oluyor ki...
Sonu anlatılmaz yaşanır. Buyrun okuyun görün :)
Rosshalde bir konak.. Ressam baba, piyanist eş ve iki çocuğun kopuk hayatlarıyla ormanın içinde onları barındıran eşsiz bir malikane. Hermann Hesse bir doğa aşığı olduğu için kitaptaki betimlemeler çok derin. Yağmuru, gölü, yeşili, ağacı öyle bir betimliyor ki hem cümleler süslü hem de anlattığı yer..
Bay Veraguth çekildiği köşesinde bireysel bir hayat yaşar. Eşiyle arasındaki tek bağ küçük oğlu Pierre. Mutsuzluğunu doğayı adımlayarak, resmedeceği iyi bir köşe iyi bir ışık bulmaya çalışarak dindirmeye çalışır. Arada bir kulübesine uğrayan küçük oğlu ise ailesi olduğunu hatırlatan tek şeydir.
Bir dost ziyaretiyle, Otto, bakışı değişir Bay Veraguth’un. Kendi evine, mutsuz evliliğine hapsolduğunu, bunun yaşamak olmadığını anlatır dostu ona yanlarında kaldığı bir haftalık süreçte. Giderken dostunu da alıp Hindistan’a uzanmak, ruhuna şifa bulmasını ister ama küçük oğlundan kopamayan Johann onu haklı bulsa da güz’e kadar erteler bu seyahati.
Baba ve anne mutsuz evliliklerini sürdürürken çocukları da bulundukları kutuplara çekmeye, bir diğerini yalnızlaştırmaya çalışırlar. Büyük oğlan tam bir annecidir bu sebeple.
Pierre menenjit olunca evin bütün kasveti başka renge bürünür. Hasta çocuğun etrafında sessizce dört dönen ev halkı umutsuz sona hazırlar kendini. Baba, kahrolsa da evden çıkıp gitmeye, Rosshalde’yi arkasında bırakmaya bir dayanak görür küçük oğlunun kaybını.
Öldüğü günün sabahı yatağında uzanmış solgun yüzünün resmini yaparak veda eder yavrusuna. Artık özgürdür ikisi de !
Herkes köşesine çekilip hayatını bireysel yaşayacaktır artık, mecburiyetler ve tahammüller olmadan. Rosshalde i’nin kapıları kilitlenir. Toprağa emanet Pierre. Ve son
RosshaldeHermann Hesse · Yapı Kredi Yayınları · 2019846 okunma
Rosshalde biterken bana bir yandan Camus'nun Yabancı'sını, öbür taraftan konusu yönüyle (çocuk ölümü) Seyfettin'in Kaşağı'sını hatırlattı. Rosshalde insanın içsel çatışmasında bir umut ve iyileştirme ararken (ressamımızın yapmaya çalıştığı gibi), Yabancı bu umutsuzluğa karşı bir kabulleniş sunar. Rosshalde ve Yabancı'da iki farklı felsefi yaklaşım var: biri arayış ve yeniden doğuş; diğeri ise kabul ve özgürleşme. Rosshalde'de varoluşçuluk, bireyin kendini bulma mücadelesi karşımıza çıkarken, Yabancı'da varoluşçuluğun anlamsızlığı ve bunun kabullenilmesi söz konusu. Rosshalde
RosshaldeHermann Hesse · Yapı Kredi Yayınları · 2019846 okunma