Adı:
Rosshalde
Baskı tarihi:
Ocak 2018
Sayfa sayısı:
168
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750806042
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Parçalanmanın eşiğindeki bir aileyi barındıran hüzünlü bir malikane Rosshalde, Ressam baba, mutsuz evliliğinin yarattığı düş kırıklığı içinde "kale"sine çekilmiş, bahçedeki atölyesinde kalırken, piyanist karısı ve onları bir arada tutarn son bağ olan küçük oğulları malikanede yaşamaktadır. Küçüğün amansız bir hastalıktan ölmesiyle, aile bir daha birleşmemek üzere dağılır: Baba kendini sanatına adayıp Hindisitan'a gitmeye karar verirken, ana büyük oğuyla birlikte belirsiz bir geleceğe adım atar. Rosshalde'nin kapıları, belki de bir daha açılmamak üzer kapanır.

Hermann Hesse'nin 1914'te kaleme aldığı Rosshalde, yazarın kendi yaşamından izler taşıyor: Ressamlık, Hesse'nin sanatçı kişiliğinin bir parçasıydı.
169 syf.
·8 günde·Beğendi·9/10
Merhaba kitap arkadaşlarım,

| İncelemem spoiler içerebilir belki de içermeye bilir.Bana kalırsa kitabın kapağında verilebilecek en büyük spoiler verilmiş,bunu da belirtmek isterim. Rosshalde, okumayı uzun zamandır istemiş olup nihayetinde büyük bir heyecanla okuduğum kitap oldu.Kitap konusu itibari ile ilgimi çekerken, yazarın daha önce “Siddhartha” kitabını okumuş ve sevmiş biri olarak yine hiç şaşırmadım. Şaşırdığım şey,diğer kitap arkadaşlarımla yaptığım muhabbete göre diğer eserlerine nazaran biraz farklı biraz da gölgede kalmış bir kitap olması. Yılın son kitabı,iyi ki seninle tanışmak istemişim. İçimde hüzünler biriktirdiğim unutamayacaklarımın olduğu yerde, artık senin de bir yerin var.

|| Rosshalde,sanatla yoğurulan,ağaçların tatlı uğultusunda yürüyüşler yapabilecek kadar uzun,misafir odalarına dahi kişisel kütüphane yapacak kadar büyük,aile üyelerinin birbirlerini görmek istemezse hiç çaba sarf etmeden bunu yerine getireceği kadar geniş bir malikanedir. Malikane her şeyiyle tam,kendisine hayran bırakacak kadar güzel olsa bile bir yuvanın olmazsa olmazı eksiktir:sevgi...Bay Veraguth,hayatını tam olarak ressamlığa adamış ünlü, evli ve iki çocuk babası olmakla birlikte;yalnızlığın ve çaresizliğin gölgesinde hayatını sürdürmeye çalışan bir adamdır. Kalbinde duygularını hapsettiği odanın kapısını açması ise dostunun ziyarete gelmesiyle başlayacaktır. Bu onun iyiliği,felaketi ya da kurtuluşu mu olacaktır? Zamanla birbirini anlamaktan,birbirlerinin varlığını hissetmekten ve birbirlerini koşulsuzca sevmekten vazgeçmiş aile üyeleriyle görkemli Rosshalde aslında küçücüktür. Onları bir arada tutan,onların hissettikleriyle bir arada olma nedenleri olan küçük çocukları yitip gittikten sonra aile ne olacaktır?

||| Hermann Hesse,karakterlerini her konuşturduğunda kitap boyunca hissettiğimiz resim sevgisini,yalnızlığı zihnimize kazıdığı gibi, siyah beyaz bir portrenin büründüğü sadeliğin görkemini ama bir o kadar da derinliğini kelimelerine yansıttığı betimlemeleriyle,renk renk boya çeşitliliği cümbüşünü andıran benzetmeleriyle kendini sevdiren bir yazar.

Güzel geceler dilerim.
169 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10
Yazıya nasıl başlayacağım bilemiyorum. İncelemeyi nasıl başlatsam, nasıl ilerletsem diye düşüne düşüne bir hal oldum...
Hesse ne yaptın sen ya?

Kitap koskoca bir ACI benim için. Okuyup bitiremedim, ilerleyemedim bir türlü. İnce ama içime oturdu. Kalkmıyor. Her sayfasında çığlık atasım geldi. Bunaldım. Yıkıldım. Mutsuzum:(

Bende böyle etki yaptı diye sizde de aynısı olacak değil. Herkes farklı yapıda sonuçta. Ben derin hissettim, çünkü tüm aile fertlerinde bana ait bir şeyler buldum. En çok da Pierre'de... Baştan sona hepsine değineceğim.

Rosshalde güzel bir ev, ama evi ev yapan ailedir. Parçalanmış ama hala birlikteymiş gibi yapan bir ailenin hüzünlü yolculuğuydu bu.

Evin babasına bakalım: İlk başta ona hak vermiştim. Bay Veraguth'a. Adam işkolik ne güzel diyordum. Ama aşırı baya aşırı. Anlayışsız eşi var sanıyordum. Acı çekiyordu sanki öyle hissettim. Ancak ilerledikçe ne kadar bencil geldi ki bana anlatamam. Bir çocuğa sevgi göstermeden sevgi bekleyen, ona sahip olmak isteyen bir baba, eşi kendi ile tartışmıyor, sürekli susuyor diye kendi gibi değil diye eşinden nefret eden bir koca, ayrıca da büyük oğluna sahip olamadığı için ona düşman kesilen bir adam... Sinirlendirdi beni!

Albert'e büyük çocuğa bakarsak: Kimi zaman babasına hayran olsa bile, babasından dolayı ona düşman olan, annesine iyice yaklaşmış bir çocuk. Pek fazla değinmiyorum bu çocuğa. Haklı olduğunu düşünüyorum.

Anneye Bayan Veraguth'a gelirsek: Kısaca Adele... Ne sabırlı bir eş. Soyluluk akıyor her yerinden. Sessizliği tercih edip, acılarını derinlere gömüyor. Eşinden ilgi ve sevgi beklemiş hep. Umudunu sonuna kadar da kaybetmedi o. Gel gör ki bu kadar sabır iyi değil be Adele. Sabır taşı da çatlar bir yerde. Nasıl dayanıyorsun? Senin yerine ben bağırdım burada!

Pierre... Beni en çok etkileyen şüphesiz ki sensin. Kimseye hiçbir şey anlatamayışınla, sessiz çığlıklarınla, yatağında döktüğün gizli ve sessiz göz yaşlarınla ne kadar da bana benziyorsun. Düşünmek sadece düşünmek istiyor, rahat bırakılmak istiyor. Hiçbir şey olmak istemiyor...
Aile bireyleri ile sohbet ederken, onların hiçbir şekilde seni anlamayacaklarını da biliyorsun. Ben en çok seni sevdim. Güzel çocuk!
Haykıramıyorsun susuyorsun. Bırak ağla. Ben öyle yapıyordum. Anlatma! Dalga geçer annen bile...
Söyleyeceklerim bu kadardır. Kitapta bu söylediklerim ile alakalı olmayan, yarım da kalmış bir paragraf var. Onu da buraya eklemek istiyorum. Beni etkiledi farklı yönden. Bununla birlikte noktalıyorum.
" Kedi ve köpeklerle öbür gelişmiş hayvanlar bir kuyrukla donatılmıştır; yalnızca neler düşünüp hissettiklerini, neler çektiklerini değil, içlerindeki tüm kapris ve dalgalanmaları, yaşam duygularıdaki bütün ince titreşimleri anlatmak için kuyruklarının elinde binlerce süsle bezenmiş harikulade bir arabesk dili vardır. Oysa biz bu dilden yoksunuz, aramızda böyle bir dili gereksinen ateşli kişiler de fırçaya, piyanoya ve kemana el atıp..." ( Syf.80)
169 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
Bir eve misafir oldum bugün, ünlü bir ressam ve piyanist karısı sağolsunlar güzel karşıladılar beni. Rosshalde Malikanesi ve herkes tarafından tanınan bir aile, başka ne ister ki insan? Lafladık biraz, konu beyefendinin resimlerine geldi. "Brüksel'deki resimlerinize bayıldım!" dedim. Eşi lafa girdi, "Resimlerini mi sergiledi Brüksel'de?"
İki eş birbirleriyle pek bir şey paylaşmıyordu anladığım kadarıyla, bir yabancı gibi bakıyorlardı birbirlerine. O an bir delikanlı ve bir çocuk girdi içeri. Genç adam babasına bir selam verme zahmetine bile girmemişti, küçük çocuk ise hayretler içerisinde "Ne kadar neşelisin baba," diye sordu. Anladım ki bir "aile" kalmamıştı artık, bir yuva daha parçalanıyordu...

Bir vakit sonra ressam Bay Veroguth'un resimlerini görmek üzere atölyesine gittik. Çaresiz, uçuruma sürüklenen bir adam kendine bir "kale" inşa etmişti. Biliyor musun Bay Veroguth senin gibi resim yapamam ama kaçmayı iyi bilirim, bende hep kitapların arkasına sığınırım. Sahi ondan mı seni bu kadar sevdim? Her güzel şeyin bir bedeli vardı elbet, Rosshalde Malikanesinin hüznü de, bir sanatçının boyasını yüreğimize damlatması için ödemesi gereken bedel miydi yoksa?

Kamuran Şipal'in de güzel çevirisiyle parçalanmanın eşiğine gelmiş bir ailenin psikolojilerinin yansıtıldığı bu eseri genel olarak beğendim, özellikle doğa tasvirleri şahaneydi. Hermann Hesse'in kendi hayatından da izler taşıyor bu eser. Tek sıkıntı bu güzel kitaba yakışmayacak, inandırıcılıktan uzak basit bir son ve arka kapakta sonunun söylenmesi. Cidden merak ediyorum YKY hangi akla hizmet böyle bir şey yapmış? Onun dışında tavsiye ediyorum.
169 syf.
·2 günde
Parçalanmış aile yapısına güzel bir örnek. Yazarın gerçek yaşamından da kesitler taşıdığı bir eser Rosshald. Çok ünlü bir ressam, bir çok örnekte olduğu gibi anlaşılabilirlikleri zor insanlar sanatçılar. Dört kişiden oluşan ailede her birey yalnızlık çekiyor ve bunun acılarını yazar biz okurlara güzelce aktarıyor. Ailedeki küçük bireyin hastalığı ve ölümü zaten gerçekleşecek ayrılığa son noktayı koyuyor. İlgimi çeken bir kaç şeyden söz edeyim. Bir malikane var ki oda sayısını bilmiyoruz ama büyük olduğunu anlıyoruz. Ressamın misafiri geleceğinde karı koca arasında şu minvalde konuşma geçiyor. Aşağıdaki iki odayı hazırlayalım diyorlar misafir için. Ve misafirin zevkine göre oda döşeniyor, kitaplığa dahi misafirin tarzına göre kitaplar koyuyorlar. Özetle bir zenginlik mevcut, asla bir misafir için iki odam olmayacak, olsa da içinde önceden yerleşmiş mobilyalar vb olacaktır. Zenginlik ötesi zenginlik de mutluluk sağlamıyor ne yazık ki. Ressamın çalışmalarını okurken resim yapma arzusu hissettim. Bir ara çok hevesliydim, resim öğretmeni arkadaşım kara kalemden başlamalısın diye beni boyalardan uzak tuttu, tüm hevesimi yok etti. Belki de parlayacak bir sanatçıyı bitirdi :)
Yalnız bir kadın, yalnız bir adam, yalnız bir küçük çocuk ve yalnız bir ergen çocuk. Anne büyük çocuğunda yalnızlığını bir erkekten alabileceği dayanışmayı arayarak gidermeye çalışıyor. Hayatını kaybeden küçük çocuk ise bir annenin yanına bir babanın yanına giderek arafta gibi arada kalarak yalnızlığını yaşıyor. Sadece çalışarak yalnızlığını sürdüren ressam.
Beğendim lakin öyle çok üst düzey bir roman olduğunu düşünmüyorum. Şöyle bitireyim. Ressam küçük oğluna ressam olmak istiyor musun diye soruyor, çocuk hayır ben kuş olmak istiyorum diyor.
168 syf.
Nasıl söylemeli, nasıl başlamalı bu kitaba acaba? Normalde etkisi altına alsa dahi kitap, gün geçtikçe o hissiyat kaybolur. Ama Rosshalde gün geçtikçe hisleniyor, anlamlanıyor. Bu kadar hissi mevcut olunca da bir iki kelime insan kendinden bir şeyle tanımlamak istiyor yapabildiğince. Hermann Hesse derin bir yazar her şeyden önce. Ve karakterleri akılda kalıcı oluyor. Knulp mesela... Zaman geçse de eskimeyecek bir karakter. Az buçuk herkesin kendine rastlayacağı. Bu kitap ise yıkık bir aile üzerine kurulu. Bay Veraguth, Adele, Albert ve Pierre... Bay Veraguth'un ressam oluşu kitabı bazen adeta bir tabloya çeviriyor. Hesse'nin ressamlığı işte o satırlarda konuşuyor. Zaten kapaktaki resimde Hermann Hesse'ye ait. Rosshalde olsa gerek.
Kitabın farklı bir atmosferi var, farklı bir dokusu var. Kelimeler piyanoda yan yana sessiz tuşlar gibi, usta bir elin dokunuşu ile müzikale dönüşüyor. İmgesel cümleler yeri geldiği zaman iğreti edebiliyor doğrusu. Sürekli ve kendini göstermeye çalışırcasına bir çaba ile olunca ama serpiştirilmiş halde ve yerinde kullanımla anlatımı zirveye taşıyor. Hermann Hesse'nin anlatımı bana açık bir havada yıldızların altında hafif esen rüzgarın dokunuşunun tadını veriyor.

Hesse ve güzel anlatımından sonra kitaba döner isem; bir aile var tüm kitapta. Baba Veraguth bir ressam, kendisine sanatı koza yapıp içine saklanmış ve bununla hayatının hoşlanmayan yanlarını göz ardı eden. Oğlu Pierre'e çok bağlı ve o olmasa bir adım orda durmayacak biri. İçine kapanmış halinde bir çok duygu var aslında. Karısı ile istediği gibi gitmeyen evliliği daha doğrusu karısının umduğu gibi biri olmayışı, aileyi birbiri ile yaşamak zorunda olan insanlar haline getirmiş. Atölyesindeki yağlı boya kokusu bastırmış hepsinin üstünü. Adele, karısı, sessizliğinin içinde bir kabulleniş ve sabır halinde. Ama bu bir yerden sonra sinir bozucu olabiliyor. Hayat içinde böyle değil midir, gereksiz suskunluklar ve konuşmaktan kaçışlar insanların arasına en büyük mesafeyi ören. Haklı bir durumda iken bu kabullenişi ve kendinden emin olmayan hali sevemeyeceğim bir karakter haline getiriyor kendisini, her ne kadar saygı duyulası olsa da. En çok izi kitapta Pierre bırakıyor. Bir babasının bir annesinin yanına giden bu çocuk onların düştükleri çukurda debelenmekte sürekli. Bir çocuk sorgulamaya başlayıp da, yüzündeki çocuk ifadesi büyüyünce acı veriyor bana. Her şeyin farkında olmaya başlayan bir çocuk, çocukluğundan çalınmış hissi veriyor. Pierre'de ne yazık ki ailesinin karmaşası arasında, çok sevilse bile bütünlük ve beraberliğin eksikliğinin hissinde daima.

 Kitap konusu itibariyle bir aileden bahsediyor sadece evet, ama gelin bir de bunu size Hesse anlatsın. Sıradan bir konu iyi bir kalemle yazılınca nasıl da büyüleyici olabiliyor, duyguları nasıl da geçebiliyor görmelisiniz. Her konu iyi bir yazarın elinde değerlenirmiş. Olağanüstü kurgularda acemiler elinde harcanabiliyor malesef. Karakterin baskın olduğu kitapları seviyorum, olayı ve verilmek isteneni bir karaktere yükleyip anlatmak insanın kendini görmesinde daha etkili oluyor fikrimce. Kendini yerine koymak deyimi karakterle örtüşünce tam gerçekleşiyor.

Kasvetli ve boğuk havası içindeki bir hayatın acıya dönüşen adımları her sayfada hızlanıyor. Sona yaklaşırken biliniyor aslında ne olacağı ama merak içinde kalıyor insan yine de. Hani bazı kitaplar okumadan bile size ait bir şeyleri barındırdığını hissettir ya Rosshalde de benim için öyleydi. Yanıltmadı Hesse.

Daha çok okunmasını ve incelenmesini umuyorum. Herkese güzel okumalar...
169 syf.
Rosshalde
Beni Hermann Hesse ile tanıştıran kitap. Ama öyle bir kitap, öyle bir hikaye ki okuduktan sonra etkisinden kurtulmam imkansız artık demiştim. Yazarın kalemindeki o tavsir gücü ve anlattığı hikaye o kadar çok gerçekçi ki acaba kendini mi anlattı bu hikayede demiştim.

Dikkat ayrıntılı yorum içerir!

O tasvirlenen muhteşem bahçeye, Rosshalde adlı o evin içine girdim ben de okurken ... Usulca ,mesleğine deli gibi tutkun , ressamın atölyesine gittim önce. Onu tuttum bir sarstım " Hey kalk bırak o fırçaları elinden be adam, bak dışarda küçük bir çocuk senden ilgi bekliyor, şu bahçede seninle koşup oynamak istiyor! Sen çok sevdiğini iddia ettiğin küçük çocuğuna hep diyorsun ya " Hadi gel, al fırçayı sen de resim yap benimle" ama bilmiyorsun çocuk senin işinden de o boya kokan atölyenden de nefret ediyor aslında... Onun tek isteği, çocuk olmak, sadece çocuk... Kendinin de dediği gibi " Bazen çocuklar hiç bir şey yapmadan, bir köşede öylece oturmak ya da oynamak ister."

Sonra o mutsuz karın var ya,sana soğuk davrandığını iddia ettiğin, onu mutsuz eden sensin aslında... " Git sarıl ona, onu ne çok sevdiğini söyle, çekilip gitme o atölyene. Karın senin işine saygılı, ama senden de ilgi ve şefkat bekliyor... Hep verici olan taraf olmak istemiyor. Sen ona yaklaş, bak o sana nasıl koşacak...

Bak sonra çok geç olacak her şey için dostum, kalk kendine gel diye bağırdım ama duyuramadım... Kitap bitince şöyle bir bakakaldım hüzünle kitabın kapağındaki o eve ...
169 syf.
·10 günde·Beğendi·8/10
Mukemmel bir roman, cevirisi de cok cok iyi. YKY baskisindaki arka kapak yazisini okumasaydim daha da cok severdim kuskusuz. Resmen kitabi basindan sonuna anlatmislar. Okumayi dusunenlere tavsiyem YKY arka kapak yazisini okumamalari, tum okuma keyfiniz kacabilir benim gibi.
169 syf.
·Puan vermedi
Yeri çok özeldir bu kitabın bende. Çok uzun zaman oldu okuyalı, hatırımda sadece hissettirdikleri kalmış. Öyle ki ismini bir çok yerde imzam olarak kullanmış, bir türlü vazgeçememişimdir.
167 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Çok güzel bir roman. Bu başarılı yazarın kendi yaşamından izler taşıdığı kitapta Kamuran Şipal'in çevirisindeki özeni de bence romanın okunmasında ve bıraktığı etkide belli oluyor gerçekten. Hüzünlü bir roman olmasına karşın o kadar tatlı bir dille yazılmış ki keyif almamak elde değil. İyi okumalar diliyorum.
169 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Kitabın ilk yarısından biraz fazlası gayet sıradan edebi bir anlatımı var, daha sonra dehşet bir anlatım ve etkileyici bir üslub...........................................
168 syf.
·5 günde·Beğendi·8/10
Hermann Hesse ile tanıştığım ilk kitap oldu.Boncuk Oyunu’nu okumak sürekli aklımdaydı fakat hep erteliyordum en iyisi kısa bir tanışma faslı olsun diyip Rosshalde’yi okumaya başladım.
Tahmininden daha bir yalın ve insanı okurken yormayan bir dili varmış Hesse’in.Ben daha çok ağdalı bir dili olduğunu düşünmüştüm.Önyargı işte:) Ama beni şaşırttı.Yavaş yavaş insanı içine çeken, olaylarla bütünleştiren, sizi de konunun içine dahil eden bir üslubu var.
Rosshalde, bence zıtlıkları harmanlayan bir kitap: Umut-umutsuzluk, aile-parçalanmış aile, kendini yok etme- kendini var etme...gibi diyebiliriz.Kitabın konusuna gelirsek...Uzun zaman önce mutlu bir aile olan fakat evliliklerinde istedikleri devinimi yaşayamadıkları için hem anne (piyanist) hem baba (ressam) hem de ilk çocukları (Albert) bu evliliğin hasarlı sonuçlarına katlanan bireylerdir.Küçük çocukları (Pierre) ise her şeyden habersiz fakat içten içe bir şeylerin ters gittiğine sezen neşeli, duygulu bir çocuktur.Baba kötü giden evliliğin neticesinde kendini evden soyutlayıp kendine ayrı bir dünya yaratıp sürekli resim sanatını icra eder.Öyle bir çalışmadır ki bu.Hiçbir şeyi düşünmeden ya da artık düşünmek istemediği için salt kendini resim yapmaya adar ve ciddi olarak da iyi bir ressamdır.Anne kendini büyük bir sükunet ve sabır içinde Rosshalde’ye ve oğullarına adar.Her şey böyle dengesiz bir ruh halinde ve amaçsız iken küçük Pierre hastalanır ve ölür.Ailenin kopuşu ve Rosshalde’nin doğa tarafından esir alınışı bu olay ile başlar.Baba sanatı uğruna Hindistan’a gitmeye karar verir.Anne ve oğlu ise nereye gidecekleri belli olmayan bir diyar...
Aslında burada ki ölüm bence yeniden bir doğuşu simgelemekte.Her ne kadar ölüm kötü bir yazgı olsa da ailenin kendine gelebilmesi ve herkesin kendi yoluna gidebilmesi adına bu ölümün gerçekleşmesi gerekiyordu.
Kimi zaman biz kendi içimizde de bu kayboluşu yaşarız.Hatta o kadar kayboluruz ki ancak büyük bir sarsıntıyla o sert kabuğumuzdan kafamızı çıkartıp dış dünyaya gözlerimizi açarız.İlk başta güneşin o tatlı ışıkları gözlerimizi kamaştırıp bizi serseme çevirsede ılık ılık içimizde sıcaklığı hissedip yaşamanın ne kadar güzel ve anlamlı olduğunu anlarız.Bütün karamsarlığı içimizde barındırsakta yaşamak, yaşamaya çalışmak en büyük içgüdümüzdür.
Kısa bir roman fakat ben oldukça beğendim.İnsanın kendi içine yapacak olduğu yolculuğa bir rehber oluşturur nitelikte.İyi okumalar...
169 syf.
·16 günde·7/10
Herrmann hissenin ez zor okuduğum kitabıydı. Demian yada siddhertha da beni etkisi altına alan hessenin bu kitabı için aynı şeyi söylemek oldukça güç benim için.. konusu itibariyle güzel olamasın rağmen kitabın kapağında büyük bir spoiler verilmesi ve ağır bir anlatımının olması okunmasını zorlaştırdı.
Rosshelde bay ve bayan veraguth ile oğulları pierre ve albertin içinde yaşadıkları büyük ve gösterişli malikanenin adıdır. Verguth çifti evli olmasına rağmen aynı malikane içinde ayrı hayatlar süren bir çifttir. aralarındaki ilişki sevgiden çok çocukları üzerine kuruludur ve oğullarını paylaşma konusunda yarış içindedirler. Fakat ikiside bu yarışla çocukların zarar aldıklarını göremez duruma gelmişlerdir. Bay vergurth yalnızlığı doruklarda yaşayan resme ve sanata aşık bir adam.. resme olan tutkusu oğlu pierre içinde geçerlidir. Oğluna delicesine bir sevgi besler ve kaybetme korkusunu iliklerine kadar yaşar. Ve bir gün korktuğu başına gelir.. Kitapta yalnızlık kaybetme korkusu insan tahlilleri o kadar güzel ve ustaca yapılmış ki şaşmamak elde değil.. altı çizilesi o kadar sayfa vardı ki her bir kelimesinden büyük bir haz aldım. . Tek sıkıntı konunun ağır şekilde gitmesi bunun da okumayı zorlaştırması onun dışında diğer kitaplarıyla karşılaştıracak olursam 10 üzerinde 7 verirdim bu kitaba. Fakat hesse sever bir kadın olarak yazarın bütün kitaplarını okumanızı tavsiye ederim Not: yazarın kendi hayatını yansıttığı psikoljik ve otobiyografik bir kitaptır
Kitap kapağında ressam kişiliği bulunan hessenin resmettiği bir de resmî yer almaktadır. Iyi okumalar🤗
Hay Allah, insan teselliye bu kadar gereksinim duysun da, kendisini teselli edecek birini bulamasın!
Hermann Hesse
Sayfa 96 - YKY, 9.Baskı, Çeviren: Kamuran Şipal
(...)insan daha küçük bir çocukken ilerideki yaşamına yön verecek bütün özellikleri içinde taşırmış, bunu değiştirmek elde değilmiş asla, kısaca buna karşı hiçbir şey yapılamazmış.
Hermann Hesse
Sayfa 93 - YKY- 9.Baskı
Öyle ya, insan kötü bir şey yaptı mı, sonradan kendisi bilir kötü olduğunu, utanır yaptığından. Ama paylanıp azarlanırsa, o kadar utanmaz.
Hermann Hesse
Sayfa 21 - YKY-9. Baskı

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Rosshalde
Baskı tarihi:
Ocak 2018
Sayfa sayısı:
168
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750806042
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Parçalanmanın eşiğindeki bir aileyi barındıran hüzünlü bir malikane Rosshalde, Ressam baba, mutsuz evliliğinin yarattığı düş kırıklığı içinde "kale"sine çekilmiş, bahçedeki atölyesinde kalırken, piyanist karısı ve onları bir arada tutarn son bağ olan küçük oğulları malikanede yaşamaktadır. Küçüğün amansız bir hastalıktan ölmesiyle, aile bir daha birleşmemek üzere dağılır: Baba kendini sanatına adayıp Hindisitan'a gitmeye karar verirken, ana büyük oğuyla birlikte belirsiz bir geleceğe adım atar. Rosshalde'nin kapıları, belki de bir daha açılmamak üzer kapanır.

Hermann Hesse'nin 1914'te kaleme aldığı Rosshalde, yazarın kendi yaşamından izler taşıyor: Ressamlık, Hesse'nin sanatçı kişiliğinin bir parçasıydı.

Kitabı okuyanlar 163 okur

  • sude
  • seda
  • Sedat Yılmaz
  • Sedef
  • Çınar Genç
  • Ezgi Ertaş
  • VMKaymakci
  • Burhan Erdemir
  • Ece Naz Özonar
  • Özlenden

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%4.2
14-17 Yaş
%0
18-24 Yaş
%12.5
25-34 Yaş
%35.4
35-44 Yaş
%29.2
45-54 Yaş
%14.6
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%4.2

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%58.7
Erkek
%41.3

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%28.3 (15)
9
%18.9 (10)
8
%24.5 (13)
7
%22.6 (12)
6
%3.8 (2)
5
%1.9 (1)
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0