Diyebilirim ki sabırla büyüdüm, sabırla yetiştim, sabırla olgunlaştım, kısaca ete kemiğe bürünmüş sabırdan başka bir şey olmadığımı bile söyleyebilirim.
Zaman geçtikçe, birlikte yaşarken ve genetik değişimler olurken, vicdanımızı giderek damarlarımızda dolaşan kanın rengine ve gözyaşlarımızın tuzuna buladık, bu da yetmiyormuş gibi, gözlerimizi içimizi gören birer aynaya dönüştürdük, sonuçta gözlerimiz, ağzımızla inkâr etmeye çalıştığımız şeyleri çoğu zaman hiç çekincesiz gözler önüne serer hale geldi...