“Seninle olmanın en güzel yanı ne biliyor musun? Elin elime değmeden avuçlarımı terleten sıcaklığını ta içimde hissetmek, gözlerindeki bir bakış ile kalbimin kelebeklerin kanatlarını aratmayacak kadar bi hayli hızlı atmaya başlaması ve dudaklarında oluşan bir tebessüm ile dünyayı boş verebilecek kadar çıldırmam…”
Beni cam fanusumdan, kendimi en güvende hissettiğim yerden çekip aldılar. Öyle bir anda… Durup dururken… Canım o kadar çok acıdı ki uzun süre bu acıyı boşluk sandım. Rüzgârın, beni tam ortasına doğru savurduğu boşluk… Bu boşluktaki herkes kadar mutlu, herkes kadar da mutsuzdum. Ta ki onun gözlerini görene kadar…
Savaş Akgün’ün masmavi gözleri, tanıdığım bildiğim hiçbir şeye benzemiyordu ve ben ilk defa zincirlerimi kırmayı ve fanusumun dışına çıkmayı tercih ettim.
Ben, Arya, bu hayattaki savaşımı kaybetme korkumdan aldığım güç aracılığıyla kazanacak ve imkansızı başaracaktım.
Bir bozuk saat gibi kaldı yüreğim,
hep sende duruyor. Herkes beni
tamam sanıyor, ama bilmiyorlar;
içimde zaman çoktan sende
durdu. Saati sorduklarında,
Onu o geçiyor derim içimden,
çünkü başka bir vakti bilmiyor
bu kalp. Kimse bu bozukluğun
sebebini sormaz, tamir ettirmek
isteyip istemediğimi düşünmez.
Oysa ben tamir edilmek değil,
hep sende kalmak istiyorum
Zamanın ötesinde, bozulmuş ve
tamamlanmış bir halde. @Anha