Ramazan Şahin

Ramazan Şahin
@rschahin
“Sinek, sivrisinek ve ötekileri” mağlup eden DDT devrimini, en büyük hamle olarak birkaç defa zikreder. Ama Antalya’dan İskenderun istikametine uzanan bir sahil yolunun yokluğundan yakınır. Madem “Mussolini’nin kof heykeli ufukta silin”miş, millî güvenlik kaygıları hafiflemiştir, bu yolları yapmaktan geri durmamak lâzımdır. (Tek Parti döneminin kudretli Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak’ın, birçok yerde kara ve demir yolu ve sanayi tesisi projelerini, bir işgal durumunda düşmana yarayacağı mülâhazasıyla veto ettiğini biliyoruz.) “İnkılâp ve tesirleri[ni] köylüye işlememiş” görür. Bursa izlenimlerinde, inkılâbın yalnız memur ailelerinin yaşayış tarzını değiştirdiğini söyler. “Kırk yıl öncesini bildiği hayat pek az farklarla sürüp gidiyor”dur. “Kadın erkek bir arada bulunmak, gezip tozmak, gülüp konuşmak keyfi” yayılmamıştır. “Vakit kaybetmek ananesi zerre kadar değişmemiş, saat mefhumu yerleşememiş”tir. Doktor ve avukat sayısında artışa dikkat eder. Okumuşların memleketlerine geri dönmemesine takılır.
Reklam
Refik Halid Karay, dört yıldır yazdığı Akşam gazetesinden 1948 yılında ayrılarak Mayıs ayı başlarında ikinci defa Aydede dergisini çıkarmaya başlar. Bunu daha önce de yapmak istediği ama 1938’de Yüzelliliklerin affı amacıyla çıkarılan kanun, affedilenlerin 10 yıl süreyle kendi adlarına herhangi bir gazete veya dergi çıkarmasını yasaklamış olduğu için bu tarihe kadar beklemek zorunda kaldığı gibi bir tahmin yürütmek mümkün tabii. İlginç bir tesadüfle, aynı yılın aynı ayının ilk günü Sedat Simavi de, epeydir hazırlığını yaptığı, Türkiye basınındaki bütün dinamikleri değiştirecek Hürriyet gazetesini çıkarmaya başlamıştır. Simavi, seneler önce, mütareke döneminde yayımladığı Diken adlı mizah dergisinde, Milli Mücadele’yi destekler çizgide yayın yaparken, Refik Halid de bir süre sonra (1922’de), Milli Mücadele aleyhtarı ilk Aydede’yi çıkarmaya başlamış ve bu iki mizah dergisinde sık sık birbirlerini iğneleyen, bazen de sert bir biçimde eleştiren yazı ve karikatürler yayımlanmıştı. Orada atılan kırgınlık tohumları epey derinlere kök salmış olsa gerek ki, Refik Halid memlekete döndükten sonra birçok gazete ve dergide yazısı yayımlanmış olduğu halde, Simavi’nin 1947’ye kadar çıkardığı ve köşelerinde mutlaka Türkiye’nin önde gelen yazarlarının yazdığı magazin dergisi Yedigün’de Refik Halid’in adını görmeyiz (bütün ciltleri tarayamadığım için belki de ben görememişimdir, diye bir ihtiyat payı da bırakalım).
Ben o güzel adacıkta tek başıma yaşamaktansa, bozkırların kavruk bir kasabasında tek tük insan yüzü görerek, insanların dertlerine ve basit zevklerine katılarak, kundağında ağlayan çocuk sesini dinleyerek, sokaktan geçen birkaç köylünün konuşmasını yahut öksürüğünü işiterek ömür sürmeyi tercih ederim. At bile yaratılsaydım çift beygirli arabaya koşulmak isterdim. Bir gazinoda yapayalnız oturan müşteri bile bana acınacak bir mahlûk tesiri yapar. Cemaate karışmış olarak dert yatıştırmak, dinlenmek, düşünmek mümkündür; hatta böylesi daha kolay, daha normaldir.
İşte bir göl daha göründü: Burdur Gölü. Tuzlu olduktan başka güzel tarafı da yok. İsmini verdiği vilâyet merkezine sadece bir dekor yapıyor; suyu tatlı bir göl kenarı kasabası manzarası veriyor. İçinde balık, kenarında ağaç yaşamamaktadır. Dağlar ise bana hem yumru yumru şekilleri, hem kavruk renkleri ile çöl bölgelerini hatırlattı. Burada badiyeleri ve sahraları düşündüren, hacca gidildiği tesiri yapan bir hâl mevcut. Fakat kasaba temizce ve bakımlıcadır. Yüze gülen bir lokantada kusursuz servisle iyi bir yemek yedik ki bu, hâlâ Anadolu’nun birçok yerinde nasip olmamış nimetlerdendir.
İzmir, yiyecek, giyecek, her bakımdan İstanbul’a kıyasla daha ucuz bir memleketti; daha da neşeli, şenlikli idi. Şu var ki, içinde dolaşırken kendinizi yabancı sanırdınız; fakir fukara mahallelerine gitmedikçe ne diliniz oradaki dile uyardı, ne dininiz ne de mizacınız! Zamanında Beyoğlu bile bu derece bizden olmayanlarla dolu değildi. Faraza İstanbul’un Lövanten, Perot, Kozmopolit muhiti Tepebaşı bahçesi ve Cadde-i Kebir kalabalığında yine biz vardık; İzmir Kordonlarında hemen hemen yoktuk. Zannederim ki İzmir’e Gâvur İzmir dedirten o haldi. Biliyorsunuz ki İstanbul 1 milyon nüfusuna rağmen memleketle muvasa-lası güç, şimdilik yolsuz, kenarda bir şehirdir. Ankara ancak hatalı bir görüş vesilesiyle zoraki vücut bulmuş bir memur şehrinden ibarettir. Normal büyük liman ve şehir İzmir’dir.
Reklam