Çoğu kişi ikisi arasındaki farkı yeterince değerlendiremez; oysa yattıkları yer ile içtikleri su bile ayrıdır...
Kabadayı mahallede barınır..
Külhanbeyi hamamda yatar kalkar..
Birincisi edeplidir..
İkincisi edepsiz..
Osmanlı yaşamında ikisinin de yeri, raconu ve töresi vardı...
*
Çok eskiden, aşağı yukarı her mahallenin bir kabadayısı bulunurdu; bu alanda Kasımpaşa ün salmıştır; ama, bir zamanlar İstanbul'da mahalle yaşamının düzenini sağlayanlar kabadayılardı..
Kabadayı ağırbaşlıydı..
Mahalle sakinlerinin sorunlarını çözümlerdi; kadınları kızları korur, gençlerin kötü alışkanlıklarına karşı çıkardı; silah taşımazdı..
Mahallenin önde gelen kişilerince korunan kabadayı çoğunlukla tulumba takımının başı olurdu..
Bol paçalı pantolon, yumurta topuklu ayakkabı giyer, fesini öne ya da yana yıkar, ceketini omzuna atar, elde tespih, salına salına yürürdü...
*
Ya külhanbeyi kimdi?..
Hamam külhanında barınırdı; 'Layhar'ı pir sayardı; ona buna çatmayı huy edinen densiz kişilere de külhanbeyi denirdi..
Külhanbeyi zoru görünce çamura yatan..
Zayıfı ezmeye kalkışan..
Kabadayı geçinen..
Ama, kabadayı olamayan ..
Konuşması laubali..
Densiz..
Farfara..
Gürültücü, patırtıcı, ama, kalıbının kıyafetinin adamı olmayan kişiydi..
Hamamlarda külhanbeyliği başlangıçta dilencilikle gelişmiş, sonraları tulumbacılığa sarmış, ona buna yamanarak yaşamayı yeğlemiştir..
Külhanbeyleri pirleri Layhar'a 'Hu' çekerler, dua okurlar, zorba görünürler, ama, yüreksiz ve ciğersizdirler...
*
Osmanlı döneminde kabadayı ile külhanbeyi ayrı konumlarda idiler; Cumhuriyet döneminde tulumbacılığın yerini itfaiyecilik aldı, hamam külhanları da düzene girdi, zapturapta alındı; kabadayılıkla külhanbeyliği de raconundan çıktı; sözde ve yaşamda birbirine karıştı...
Adamın birini kabadayı sanıyorsunuz..
Bu yolda hava