Batı'da ılımlı İslamcı, Türkiye'de ise şeriatçılar
Ne yazık... Türkiye ikiye ayrıldı... Bir yanda dinciler.. Öte yanda laikler... * Laiklerin yapısı gerçekte dincilerinkinden daha Müslümandır... Dincilerin yapısı da elbette Müslümandır; ama, bunlar dini siyaset ve iktidar için kullanmakta pervasız ve kararlılar... Yüzde 99'u Müslüman ülkede İslamı ikiye ayırmakta başarı kazandılar: 1) Laik Müslümanlar.. 2) Dinci Müslümanlar.. Bu çelişkiye oturan bir rejim, Batı'daki güncel demokrasiye taban tabana ters düşer...
Sayfa 222 - Cumhuriyet Kitapları·Kitabı okudu
Alıntı
Bir yerden tanıdık geldi bu...
Gazetelerde yazılar çıkıyor, fırsat ve vakit buldukça hepsine göz atmaya çalışıyorum. Geçen gün Amerika'dan yansıyan bir yerli yoruma rastladım... Özetle şöyle diyordu: "- Amerikan yönetimi Ankara'da bir askeri müdahaleye sesini çıkarmaz, bekler..." Sonra?.. "- Dünyanın küresel koşulları bellidir; Washington önce bekler, zamanla Türkiye'yi ekonomik kuşatmayla çevirir, orduyu halkla karşı karşıya getirip teslim alır..." Beğendiniz mi?..
Sayfa 204 - Cumhuriyet Kitapları·Kitabı okudu
Alıntı
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
2007'de 15 Temmuz'un dinci generallerini bilmek
Parasal egemenlikle dinci iktidar baskısının ittifakı medyayı silip süpürdü... Yunan medyası bile "tehlikenin farkına varıp" işin içyüzünü kendine göre açıklarken bizimkiler suspus... Arkadaşımız Murat İlem'in çarpıcı haberi dünkü Cumhuriyet'in birinci sayfasında yayımlandı. Atina'da çıkan Kathimerini gazetesinin yazarı Georgios Maluhos, RTE'nin Köşk'e çıkması durumunda olacakları haber veriyor: "Böyle bir durumda Kemalist paşaların yerini, ilerde aşamalı olarak İslamcı paşalar alabilir... " Plan budur!..
Sayfa 197 - Cumhuriyet Kitapları·Kitabı okudu
Alıntı
Eskiden iftar çadırları olurdu, şimdi gören var mı?
- Oysa ne görüyoruz?.. İftar her yanda bir gösteriye dönüş­türülüyor; lokantalarda, otellerde tıklım tıklım iftar sofraları gösteriş yemekleri gibi sergileniyor; siyaset manevralarına alet ediliyor; oruç nefsini terbiye etmek amacından uzaklaşıyor; tıka basa yemeklerin manzaralarıyla dopdolu televizyonlardan iftarın pazarlanması, do­ğal sayılıyor... Dostum teşhisini de koydu: - Bunlar ramazanı ramazanlıktan çıkardılar!.. Çok doluydu dostum, daha konuşacaktı; ama, ben lafını kestim: - Ramazanı, dini siyasete alet etmek için bir araca dönüştürdüler, desene!.. * Türkiye'nin bir yanı alabildiğine zengin... Bir yanı alabildiğine yoksul... Bu coğrafya üzerinde "vur patlasın çal oynasın" felsefesine dayanan bir ramazan anlayışını ne Allah kabul eder, ne Hazreti Peygamber..
Sayfa 165 - Cumhuriyet Kitapları·Kitabı okudu
Alıntı
Peki satılmış sol liberaller neden bunu öngöremedi?
Batı'da faşizm sanayi sermayesinin diktasıdır... Ortadoğu'daki dinci devlet, faşist devletten daha geri ve kötü bir dünya görüşünün ürünüdür; çünkü Ortaçağ'ı günümüze taşıyor... 21'inci yüzyılda Türkiye, kökü Hıristiyanlık dünyasının Evangelistlerine dayanan bir tür politik dinciliğin tehdidi altındadır; emperyalizmin kimliği bu... Bu tehdidin kökü dışarda aktörlerinden biri de Amerika'da mukim Fethullah Gülen'dir.
Sayfa 162 - Cumhuriyet Kitapları·Kitabı okudu
Alıntı
Kabadayı ile külhanbeyi arasındaki nüans
Çoğu kişi ikisi arasındaki farkı yeterince değerlendiremez; oysa yattıkları yer ile içtikleri su bile ayrıdır... Kabadayı mahallede barınır.. Külhanbeyi hamamda yatar kalkar.. Birincisi edeplidir.. İkincisi edepsiz.. Osmanlı yaşamında ikisinin de yeri, raconu ve töresi vardı... * Çok eskiden, aşağı yukarı her mahallenin bir kabadayısı bulunurdu; bu alanda Kasımpaşa ün salmıştır; ama, bir zamanlar İstanbul'da mahalle yaşamının düzenini sağlayanlar kabadayılardı.. Kabadayı ağırbaşlıydı.. Mahalle sakinlerinin sorunlarını çözümlerdi; kadınları kızları korur, gençlerin kötü alışkanlıklarına karşı çıkardı; silah taşımazdı.. Mahallenin önde gelen kişilerince korunan kabadayı çoğunlukla tulumba takımının başı olurdu.. Bol paçalı pantolon, yumurta topuklu ayakkabı giyer, fesini öne ya da yana yıkar, ceketini omzuna atar, elde tespih, salına salına yü­rürdü... * Ya külhanbeyi kimdi?.. Hamam külhanında barınırdı; 'Layhar'ı pir sayardı; ona buna çatmayı huy edinen densiz kişilere de külhanbeyi denirdi.. Külhanbeyi zoru görünce çamura yatan.. Zayıfı ezmeye kalkışan.. Kabadayı geçinen.. Ama, kabadayı olamayan .. Konuşması laubali.. Densiz.. Farfara.. Gürültücü, patırtıcı, ama, kalıbının kıyafetinin adamı olmayan kişiydi.. Hamamlarda külhanbeyliği başlangıçta dilencilikle gelişmiş, sonraları tulumbacılığa sarmış, ona buna yamanarak yaşamayı yeğlemiştir.. Külhanbeyleri pirleri Layhar'a 'Hu' çekerler, dua okurlar, zorba görünürler, ama, yüreksiz ve ciğersizdirler... * Osmanlı döneminde kabadayı ile külhanbeyi ayrı konumlarda idiler; Cumhuriyet döneminde tulumbacılığın yerini itfaiyecilik aldı, hamam külhanları da düzene girdi, zapturapta alındı; kabadayılıkla külhanbeyliği de raconundan çıktı; sözde ve yaşamda birbirine karıştı... Adamın birini kabadayı sanıyorsunuz.. Bu yolda hava
Sayfa 103 - Cumhuriyet Kitapları·Kitabı okudu
Alıntı