hep düş kurdum bugüne dek
dikenli dallardan ham üzümler kopardın hatırla
dikenli dallarda üzüm, içimde taze ümit
diken ham, ağzımın içinde dönen sözcük ham, üzüm ham
kaburgama attığım ip nihayet dolandı
kalbimi avlamak istedim
anladım. senin yuvan orası rabbim.
bundan öte dövüşü, bilmiyorum
sadece ölüm sığar ağızlarına
şimdi sade ölüm sığar bir ağza
orduyum ben, en ön safta kendiyle savaşan
oklarım sivri ve ulu
büyüdüğüm nehri düşünüyorum oysa
en sevdiğim sandalyede öğle uykusunu
Mehmed Akif Ersoy, Asr Suresi ile ilgili olarak şöyle diyor:
Hâlik'in nâmütenâhî adı var en başı "Hakk"
Ne büyük şey kul için hakkı tutup kaldırmak
Hani ashâb-ı kirâm ayrılalım derlerken
Mutlaka sûre-i ve'l-Asr'ı okumuş bu neden?
Çünkü meknûn o büyük surede esrâr-ı felâh
Başta iman-ı hakîkî geliyor sonra salâh Sonra hak sonra sebât; işte kuzum insanlık
Dördü birleşti mi yoktur sana hüsrân artık.
Şehadet sırf temâşâ ile yetinmeyen faaliyettir; hareketliliktir. Şehadet bizi varlıktan şahısa, yâni henüz bir şekil kazanmamış halimizden bir şeyin şuûruna varma, dâimâ açık, düşünen insanın şuûr seviyesine götürür. Çeşitli dînî ibâdetlerle ruh-beden bir bütün olarak ele alınmaktadır. (Abdest, namaz, oruç, hac gibi.) Olayların tabii akışına alışıp, kapılıp giden insan, şehadetle olayları çevresini ve kendini yeni bir bakışla müşâhedeye başlar.
"İnsan, Allah ve insan aşkıyla kendini aşmaya çağırılmıştır. Varlığımızın şahsiyet kazanması bir nevî yücelme ile olmaktadır."