Enisenes

Enisenes
@ruhurevanem
...
Öğretmen
Lisans
İstanbul
1 okur puanı
Ağustos 2022 tarihinde katıldı
Şehrin dışı demiştim. Filmde pek çok şey şehrin dışında gösteriyor kendini. Fırıncı Cafer mezarlığa gittiğinde iki atlı kendisine seslenir: "Cafer fırının yanında bir çuval kitap var onları yak!" Cafer kitapları yakarken bir sayfa kurtulur yanmaktan. O sayfa filmin kaderini belirleyecektir. Bu yanık kağıt ile Zin mescide girdiğinde kendisini Kurtuba Camiinde görecektir. Bu koordinat da şehrin dışın olarak tercüme edilmelidir zannımca. (Kurtuba Camiinin halini çok mahzun buldum. Çıplak zemini, metruk mihrabı, zaman sığmayan sükûtu hangi uzaklıkla ifade edilebilir?) Hasan elinde o yanık kağıt parçası ile çıkınca Semerkand Prensesini kınalı bir at üzerinde görür ilk defa. Yine kendisine bir nar sunan mecnûn ile de orada karşılaşacaktır. Şeyhini yakalamak için şehrin dışına çıkacaktır Hasan bir kez daha. Önce Aziz ile, sonra şehri yağmaya gelen dilencilerle karşılaşacaktır. Semerkand Prensesinin şarkı söylediği bağa şehrin dışına çıktıktan sonra varabilecektir. Filmin sonunda Semerkand Prensesi ile el ele denize atlayacaktır Hasan. Burası şehrin dışının da bittiği yerdir. Aradığı şey bir elindedir. Kitap! Ama diğer elinde Semerkand Prensesinin eli vardır. Bu sahne beni çok düşündürdü. Hasanın aşk mâcerası hocasının kızı Leylâ ile başlamıştı. Sonra Leylâ için kelimler toplamaya başladı. Sonra kitabın peşine düştü. Kitabı elde ettiğinde yanında kitabın kahramanı Semerkand Prensesi vardı. O an Leylânın ismi de kalmadı kendisi de. Leylâdan Mevlâya bu mudur?
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
2. Attar olsaydım güzel kokuyu nasıl satardım? Güzel kokuyu satmakta ne var! Hem Attar olup illâ koku mu satmak gerekir? Birgün Feridüddin Attâr dükkânında müşteri beklerken bir derviş çıkagelir. Kendisinden sadaka ister. Hiç oralı olmaz. Derviş, ona hiç beklenmedik bir soru sorar: Acaba sen nasıl öleceksin? Dükkân sahibi önce şaşırır, ürperir, irkilir, ardından kendisini toparlayıp “Sen nasıl öleceksen ben de öyle!” cevabını verir. Derviş hemen orada dilenci kâsesini başının altına koyup yere uzanır ve ruhunu teslim eder. Filmde bir pîr-i fânî şu sözlerle tütsü satmaktadır: "Bana dünyanızdan üç şey sevdirildi. Güzel koku, kadın ve gözümün nuru namaz. Güzel kokuda kadının sırrı vardır. Kadında ise aşkın sırrı. Aşk ise kainatın en yüce ibadetidir." "Kokusuz renk ve renksiz koku." diyordu Hz. Peygamber. Şimdi notalarla açıklıyorlar bunu. Kokuya bir renk, renge bir kolu nakşedenin murâdı neydi acaba? Koku çabuk yorulur. Bir gülü uzun uzun koklamanın bedeli o kokudan mahrum kalmaktır. Suç cezasını kendi içinde taşır. Kokusuz kalmak istemeyen kokuya hürmet etmeli! Kokuya sahip olmak isteyen âna teslim olmalı. Koku bir ândır çünkü. Ömür boyu hep o ânı yaşatır. Koku Hz. Yakub ile Hz. Yusuf arasında bir lisân. Yıllarca Yusufun kokusunu duymayan Yakub neden "o an" duymuştu bu kokuyu? Aklımda bir soru daha var! Koku nefesle bitişik. Nefes varsa koku var. Başa dönüyorum: "Güzel kokuda kadının sırrı vardır. Kadında ise aşkın sırrı. Aşk ise kainatın en yüce ibadetidir." Daha önce "istişmam"dan bahsetmiştim. Hâdis ilminde "istişmam" kullanılırdı. Koklanırdı hadisler. Güzel kokuyu satmakta ne var!
Çöl Üçlemesine Dair
Girizgâh Niyetine- Şehirden Kaçmak Şehir hayatın kaynama noktası. "Hayat" orada ritmini buluyor. Şehir sokak sokak bir bilmece. Çıkmaz sokaklarda pıhtılaşıyor cereyanımız. Adımlarımız kaldırımlarda yalnızlığımızı eziyor. Yürüdükçe kalabalıklaşıyoruz. Yürüdükçe uzaklaşıyoruz. Daralan yakınlıkları, adımlarımızla uzaklaştırıyoruz. Yakınlaşmak en büyük korkumuz, yürüdükçe uzaklaşıyoruz. Hz. İbrahim uzaklaşmıştı şehirden. Hz.Peygamber ilk vahiyden önce Nur Dağına kaçıyordu. Ashab-ı Kehf selameti şehirde değil, şehrin dışında buluyordu. Biz ne kadar güvenli olduğunu düşünsek de Hz. Musa kıptiyi şehrin sokaklarında öldürüyordu. Peygamber şehre savaşarak fetihle girelim dediğinde, kavmi "Sen ve Rabbin savaşın biz burada durup bekliyoruz" diyordu. Şehre girilecekse fetihle girilmeli. Yürek fethi, iç fetih. Yoksa hangi fetih müyesser olur gaziyâna?! Hz. Meryemi hatırlıyorum. Hep şehrin dışında Hz. İsayı kucağına alıyordu. Şehre döndüğünde kavmi onu kınıyordu. Şehir kınanma yeri! Şehrin ucundan koşup gelen adam eminim ki, şehrin dışarı açılan sokaklarından birinden geliyordu. Hz. Yakub oğullarına şehre ayrı ayrı kapılardan girmelerini öğütüyordu. Hz. Lut arkasına bakmaksızın terkediyordu şehri. Sodom, Gomora, Eyke... kendi sokaklarında yitip gidiyordu. Birbirine kahreden, birbirine söven, birbirini gebe bırakan, birbirini doğuran, birbirine tetik çeken sokaklar... Şehir sokakların zinası. Şehir suçun, günâhın, alışkanlığın, gürültünün, ezberin, kaybolmanın, uzaklaşmanın, sıradanlaşmanın, unutmanın, idamın, intiharın, isyanın yeri. El-Medinet'ul Fâzıla?! Nerede? Nacer Khemirin üçlemesindeki her bir film bizi şehrin dışına davet ediyor. Birbirine düğümlü sokakların ıstırabı yormadı mi bizi? Şehrin güvenli oluşu mu bizi aldattı bunca zaman? Şehrin dışına çıkıp sokakları