Anıl Berber

Suriye, Filistin ve Hicaz'da: —Türk müsünüz? Sorusunun birçok defalar cevabı: —Estağfurullah! idi. Bu kıtaları ne sömürgeleştirmiş, ne de vatanlaştırmıştık. Osmanlı İmparatorluğu buralarda, ücretsiz tarla ve sokak bekçisi idi. Eğer medrese ve şuursuzluk devam etmiş olsaydı, Araplığın Anadolu yukarılarına kadar gireceğine şüphe yoktu.
Sayfa 42 - Pozitif Yayınevi
Reklam
Cemal Paşa, harp hükûmetinin en ileri düşünenlerinden olmakla beraber, kendi ittihatçılığını hiçbir işinde unutmazdı. Kendi ittihatçılığı diyorum. Çünkü gerçekte İttihat ve Terakki birkaç başın etrafında birkaç kola ayrılmıştı. Büyük Harp'te herhangi bir kimse için: —İttihatçıdır! Hükmü doğru ve pek de yerinde olmazdı. İttihatçı demek, partinin anonim ve silik unsuru demektir. O zamanlar insanın üzerine yapışan damga "adam" sözü idi. Cemal Paşa'nın adamı, Enver Paşa'nın adamı, Talat Paşa'nın adamı... Kendi kendini adamı kimdi bilmiyorum. Her adamın da kendi adamı vardı. Gruplar büyüdüğü zaman artık Enver Paşa takımı, Talât Paşa takımı, Cemal Paşa takım demek doğru olurdu.
Sayfa 40 - Pozitif Yayınevi
Hür bir fikir eğitimi görmeyenlerle anlaşmak imkânı var mıdır? Onlar da gerçeğin yüzde yüz yergi ile yüzde yüz övgünün belki de tam ortasında olduğunu bilmez değillerdir. Fakat eski zamanların kulluk ahlakına esirdirler. Yerme yahut övme, iyilik yahut kötülük gördüğünüze göre, bu ikisini yapmakta, onların ahlakına göre, haklısınız. Tarihte gerçeğin ne lüzumu var?..
Sayfa 8 - Pozitif Yayınevi
Biz, şimdi kırkına yaklaşanlar, Osmanlı İmparatorluğu'nun son gençleriyiz. 1914'te üç, beş, yedi yaşında bulunan çocuklar, bugün yeni Türkiye'nin gençleri olmuşlardır ve hatırlarında imparatorluktan hiçbir iz kalmamıştı. İşte onlara, saltanatın, Suriye'de, Filistin ve Hicaz'daki son yıllarını anlatmak istiyorum. Bizden Belgrad'ı aldıkları zaman, düşman delegeleri Niş kasabasını da istemişlerdi. Osmanlı delegesi ayağa kalkarak: -Ne hacet, dedi, İstanbul'u da size verelim. Babalarımız için Niş, İstanbul'a o kadar yakındı. Biz eğer Vardar'ı, Trablus'u, Girit'i ve Medine'yi bırakırsak, Türk milleti yaşıyamaz sanıyorduk. Çocuklarımızın Avrupası Marmara ve Meriç'te bitiyor.
Sayfa 7 - Pozitif Yayınevi
Veziriazam Davud Paşa'nın ilk icraatı, İkinci Osman'ı öldürterek Birinci Mustafa'nın tahtını sağlama almaya çalışmak oldu. Fakat bu icraatıyla ülkeyi yıllarca sürecek bir kargaşaya sürükledi. Tarihçi Peçuylu ülkenin içine düştüğü durumu "Sultan Mustafa, çeşitli görüşte toplulukların birbirine kenetlenmesi sonucu tahta çıkmıştı. Bu yüzden hemen âlem fitne ve fesat ile doldu. Nice kimselerin evi yağma edildi, nice kimseler zamanın ağası iken bir lokma ekmeğe muhtaç oldu ve nice eşkıyanın eline çok sayıda mal geçti. Davud Paşa, halkın gönlüne gireyim ve veziriazamlık mevkiinde kalayım diye herkese ne istedi ise verdi, ne tereddüt etti, ne de çok gördü. Devlet hizmetleri tükenince sıra vakıflara geldi, ne mütevellilik kaldı ne de nazırlık; hepsi kayrılan kimselere dağıtıldı gitti. Ne şeriata, ne de vakıf şartlarına uyuldu. Bu görev yerleri de bitince herkese, kendine uygun bir hizmet bul dendi. Böylece zalimlerin aklına gelen uydurma ve garip hizmetler buldular ve bu yüzden reaya ve fukaranın bağrını deldiler" şeklinde anlatır.
Sayfa 85 - Yeditepe Yayınevi·Kitabı okudu
Reklam